KURAMER

TEMEL KONU VE KAVRAMLAR

KIRAAT  KUR’AN-I KERİM’İN OKUNUŞU VE TARİHSEL GELİŞİMİ HAKKINDA

Temel Kavram

KIRAAT KUR’AN-I KERİM’İN OKUNUŞU VE TARİHSEL GELİŞİMİ HAKKINDA

KIRAAT

KUR’AN-I KERİM’İN OKUNUŞU VE TARİHSEL GELİŞİMİ HAKKINDA

 

Tanım ve Temel Kavramlar

Sözlükte kırâat, “okumak, tilâvet etmek, telaffuz etmek” anlamında masdar; “sesli veya sessiz, nağmeli veya nağmesiz okuma, tilâvet etme” anlamında ise isimdir. Kur’an ilimleri terimi olarak Kıraat, Kur’an-ı Kerîm’in okunuş keyfiyetini, Kıraat âlimlerine nisbet edilen okuyuşları ve bunlarla ilgili ilim dalını ifade eder. İbnü’l-Cezerî’nin tanımına göre kıraat, “Kur’an kelimelerinin nasıl okunacağını ve râvilerine nisbet etmek suretiyle bu kelimeler üzerindeki farklı okuyuşları konu edinen bir ilimdir”.

 

Kıraat ilminin önemli terimleri arasında şunlar yer alır: Kârî (çoğulu kurrâ) genel anlamda “Kur’an tilâvet eden” demektir; kıraatleri sağlam bir isnadla almış üstatlara mukrî denir. Kıraatleri imamlardan alıp nakleden kişiye râvi, râviye nisbet edilen okuyuşa rivâyet, râviden alana nisbet edilen yola ise tarik adı verilir. Vecih (vech) ise kıraat, rivayet ve tarik dışında kalan, tedris sistematiği içinde dikkate alınması ihtiyari olan okuyuş farklılıklarıdır.

 

Tarihsel Gelişimi ve Önemi

Kıraat ilminin temeli, Hz. Peygamber’in inen âyetleri büyük bir özenle okumasına ve ashabına aktarmasına dayanır. Kur’an’ın doğru ve güzel okunması, “Ağır ağır ve dikkatlice okumak” anlamına gelen tertîl (el-Furkân 25/32; el-Müzzemmil 73/4) emriyle Kur’ânî bir temele sahiptir. Resûlullah, Kur’an’ı tertîl üzere ve güzel sesle okuyanları övmüş ve özel gayret gösteren sahâbîleri (Übey b. Kâ‘b, İbn Mes‘ûd, Zeyd b. Sâbit gibi) toplum içinde yüceltmiştir.

 

Kıraat farklılıklarının önemli bir dayanağı, okumayı kolaylaştırmayı amaçlayan yedi harf” ruhsatıdır. Hz. Osman döneminde Kur’an’ın Kureyş lehçesi üzerine çoğaltılması ve farklı bölgelere gönderilmesi, kıraat ihtilâflarının sona erdirilmesinde etkili olmuştur. Bu çoğaltılan mushaflarda hareke ve nokta bulunmaması sebebiyle yedi harf ruhsatı bir ölçüde geçerliliğini korumuş ve kıraat ihtilâfları günümüze kadar gelmiştir.

 

Kıraat Ekolleri ve Tasnif Sistemleri

Hz. Osman mushaflarının yayılmasıyla Mekke, Medine, Kûfe, Basra ve Şam gibi şehirlerde kıraat ilmi merkezleri oluşmuştur. Önceleri kendi tercihleriyle okuyuşlarını oluşturan âlimlerin sayısı çokken, zamanla insanlar bunlardan bazıları üzerinde yoğunlaşarak ilk kıraat ekolleri ortaya çıkmıştır.

  • Yedi Kıraat (Kırâat-i Seb‘a): İbn Mücâhid (ö. 324/936), Kitâbü’s-Sebʿa adlı eseriyle kıraat tarihinde bir dönüm noktası oluşturarak yedi imamın kıraatini tasnif etmiştir. Bu yedi imam şunlardır: Nâfi‘ (Medine), İbn Kesîr (Mekke), Ebû Amr b. Alâ (Basra), İbn Âmir (Şam), Âsım b. Behdele, Hamza b. Habîb ve Kisâî (Kûfe). Bu tasnif yaygınlık kazanmış, Mağrib ve Endülüs’te de önemli eserlerle (Dânî’nin et-Teysîr’i ve Şâtıbî’nin Ḥırzü’l-emânî’si) öğretilmiştir.

  • On Kıraat (Kırâat-i Aşere): Onlu sistemi ortaya koyan ilk müellif İbn Mihrân en-Nîsâbûrî (ö. 381/992) olsa da bu sistemi kıraat öğretiminde yaygın bir tarik haline getiren İbnü’l-Cezerî (ö. 833/1429) olmuştur. Aşere sistemine Nâfi‘, İbn Kesîr, Ebû Amr, İbn Âmir, Âsım, Hamza, Kisâî’nin yanında üç imam daha eklenmiştir: Ebû Ca‘fer el-Kârî, Ya‘kûb el-Hadramî ve Halef b. Hişâm.

  • On Dört Kıraat: Bu sisteme ise Hasan-ı Basrî, İbn Muhaysın, A‘meş ve Yahyâ b. Mübârek el-Yezîdî’nin kıraatleri eklenmiştir.

Bugün İslâm dünyasının büyük bölümünde Âsım kıraatinin Hafs rivayeti yaygın olarak okunmaktadır.

 

Kıraatlerin Sıhhati ve Değeri

Kıraatlerin sıhhati (sahih olması) için üç temel şart aranır: Muttasıl ve güvenilir bir senedle Hz. Peygamber’e ulaşması, Hz. Osman mushaflarından birine (takdiren de olsa) uyması ve Arap diline uygun düşmesi.

  • Sahih Kıraatler: Yukarıdaki üç şartı taşıyan kıraatler âlimlerin ittifakıyla sahihtir. Mütevâtir veya meşhur on kıraat genel olarak sahih kategoriye girer.

  • Tevâtür Tartışması: Kıraatlerin tevâtürü (yalan üzere ittifakları aklen mümkün olmayan bir topluluğun nakli) meselesi tartışılmıştır. Âlimlerin çoğunluğu yedi kıraatin mütevâtir olduğunu söylemiştir. İbnü’l-Cezerî ise ilk başta on imamın kıraatlerinin mütevâtir olduğunu ileri sürmüş, ancak olgunluk döneminde yazdığı eserinde bu yaklaşımını yumuşatıp sahih kelimesini kullanmıştır.

  • Şâz Kıraatler: Sıhhat şartlarından en az birini taşımayan kıraat şâz kabul edilir. Şâz kıraatler namazlarda ve ibadet maksadıyla okunmaz; ancak fıkhî meselelerin çözümünde ve Arap dilinde şahit olarak kullanılabilir.

  • Mevzû (Uydurma) Kıraatler: Hiçbir aslı olmadığı halde uydurma bir senedle nakledilen kıraatlerdir.

 

Eğitim ve Öğretim Metotları

Kıraat eğitimi, bizzat Kur’an’ın emri ve nebevî uygulamalarla şekillenmiştir. Uygulanan temel metotlar şunlardır: Semâ (hocadan dinleyerek alma), müşâfehe (hocanın ağzından alma ve tashih ettirme) ve arz (arza) (hocaya ezberden veya mushaftan okuyarak kıraat dinletme).

 

Kıraat öğretiminde önceleri ifrâd/infirad usulü (bir kıraat tamamlanmadan diğerine geçmeme) uygulanmış, IV. (X.) yüzyılın sonlarından itibaren ise indirâc usulü (bir okuyuşta birden fazla kıraati cemederek okuma) yaygınlaşmıştır.

 

Diğer İlimlerle İlişkisi

Kıraatler, Arap dili, tefsir ve fıkıh gibi ilimlerle yakından ilişkilidir.

  1. Arap Dili: Kıraat farklarının büyük çoğunluğu ya anlamı değiştirmekte ya da Kureyş dışındaki kabilelerin lehçesini yansıtmaktadır. Dil âlimleri (Zemahşerî, Zeccâc) bazı kıraatlerin Arap dili kurallarına uymadığını ileri sürerek eleştirmişlerdir; ancak İbn Hâleveyh gibi âlimler, Kur’an’ın kendine özgü bir dili ve üslûbu olduğunu savunarak bu eleştirilere karşı çıkmıştır.

  2. Tefsir: Harf ve harekelerin telaffuzundaki ihtilâfların tefsirle bir ilgisi yokken, “melik-mâlik” gibi kelime yapısıyla ilgili farklı okuyuşlar tefsiri doğrudan etkiler. Müfessirlerin, âyetlerin bu farklı okunuşlarında mevcut anlam zenginliğini okuyucuya aktarması gerekir.

  3. Fıkıh: Kıraat farkları, sahih olup icmâ bulunmayan kıraatlerin namazlarda okunup okunmayacağı ve fıkhî konularda delil olarak kullanılıp kullanılmayacağı gibi meseleleri ilgilendirir. Üzerinde icmâ olan yedi ve on kıraatten biriyle herhangi bir fıkhî konunun temellendirilmesinde sakınca bulunmazken, şâz kıraatler yalnızca başka delilleri desteklemek için kullanılmıştır.

Kıraat ilmi, tarihi boyunca İbn Mücâhid’in Kitâbü’s-Sebʿa’sı ve İbnü’l-Cezerî’nin en-Neşr gibi eserleriyle geniş bir literatür oluşturmuştur. Bu çalışmalar, Kur’an metninin doğru telaffuzunu ve aktarım zincirini nesiller boyu korumanın bir yolu olmuştur. Kıraat ilmi, Kur’an’ın nazmının şekillerinden bahseden ve bu şekilleri râvilere nisbet eden bir disiplin olarak, İslâm düşünce hayatında merkezi bir yere sahiptir.

 

 

NOT: Bu yazı, TDV İslâm Ansiklopedisi’nin Kıraat maddesine dayanarak hazırlanmıştır.

KURAMER Podcast Serisi 001: Geçmişten Günümüze İslam DüşüncesiKURAMER Podcast Serisi 002: KUR'AN BİZE NE SÖYLÜYOR?KURAMER Podcast Serisi 003: İSLAM DÜŞÜNCE TARİHİNE KRİTİK BİR BAKIŞKURAMER Podcast Serisi 004: Zahiri Selefi Din Yorumu