KURAMER olarak, geniş katılımın söz konusu olduğu toplantılarla Kur'ân'ın anlaşılması meselesini eksene alan konular yanında ilmî ve düşünce dünyamızın ufkunu genişletecek konuların irdelenmesi ve bunların yayına dönüştürülerek geniş bir yelpazede istifade imkanın temin edilmesi temel hedeflerimiz arasındadır.

Bu çerçevede çalışmalar yürütülmekte olup ilerleyen dönemlerde kritik meselelerin gündem edildiği sempozyumlar tertip edilecek ve titiz hazırlık süreçleri ile bu faaliyetler matbu hale getirilecektir.

 “Makâsıdî yorum”, tarihte izlenmiş ve halen de izlenmekte olan yorum türlerinden biridir. Bu anlamda elinizdeki eserin konusunun özel bir önemi var. Çünkü öteden beri Kur’an’ın ve genel olarak dinî hükümlerin temel maksadı, yani nihai anlam ve amacı üzerinde durulmuş ve bu maksat “celb-i menfaat ve def‘-i mazarrat (def‘-i mefsedet)” şeklinde özetlenmiştir. İlâhî kelâmın temel amaç ve hedeflerini keşfedip ortaya koymanın hayatî derecedeki gerekliliği, bu yorum şeklinin yöntemini ve ölçülerini ortaya koymayı zorunlu kılmaktadır. Çünkü standart bir metne bürünmüş olan ilâhî hitabın amacını keşfetmeye uğraşmak, –diğer tefsir şekillerinden farklı olarak- son derece kaygan bir zeminde yol almaya çalışmak demek olduğu için oldukça zor, ama bir o kadar da gerekli bir çalışmadır. Bazen zorluklar bizi bunaltsa da hata yapma riskini de göze alarak bunu yapmak ve bu suretle Kitap ile hayatı, somut gerçekliği buluşturmak zorundayız. Bu hedefin değeri ve önemi aynı zamanda moral ve enerjimizin de kaynağı olmalıdır.

Bâtın, Bâtınîlik, batîn ilmi, bâtınî te’vil gibi terimler ve tabirler İslam ilim ve kültür tarihinde çok köklü bir geleneğe sahiptir. Özeliikle bâtın kavramı hem Şiî gelenekteki İsmâiliyye fırkasını ve bu fırkayla özdeşleşen bâtınî  te’vil anlayışını hem de Sünnî tasavvufî gelenekteki “ilm-i bâtın”, “ehl-i bâtın” gibi kavramlaştırmaları akla getirir. Bâtın her iki gelenekte de “zahîr”den daha değerli ve önemli kabul edilir. Daha açıkçası, her iki gelenekte de zâhirî ilim ve zâhir anlam kabuk, bâtınî ilim ve bâtın anlam ise öz olarak kabul edilir. Şiî İsmâilî anlayışa göre bâtınî ilim masum bir muallimden (imam) öğrenilir; tasavvufî  kültürde ise bu özel bilgiye sezgi (keşf) ve ilham gibi yollarla ulaşıldığı kabul edilir.

Kur’an metninin bahsi geçen “özel ilim”le yorumlanması, Şiî – İsmâilî kaynaklarda “te’vil” (bâtınî te’vil), tasavvufî kaynaklarda “işaret, istinbat, itibar” gibi farklı terimler ve tabirlerle ifade edilir. Bütün bu terimler ve tabirler özellikle felsefî, hermenötik ve epistemolojik açıdan oldukça giriftir. İşte bu eser, İslam düşünce tarihinde Bâtınîlik ve bâtınî te’vil anlayışını özellikle fikrî köken, işlev ve mahiyet açısından etraflıca inceleme ve kritik etmeyi hedeflemektedir. Eser, metin ve muhteva olarak belli bir görüşü tahkim edici söylemlerden değil, aynı konuda farklı yaklaşımları temsil eden farklı görüş ve değerlendirmelerden müteşekkildir. İlmî ve fikrî alanda çeşitlilik, zenginlik demektir. Ayrıca, müsâdeme-i efkârdan bârika-i hakikat doğduğunu unutmamak gerekir.

Kutsiyet, velâyet, keramet gibi kavramların etrafında oluşan çeşitli inanışlar İslâm toplumlarında her zaman çekici olmuştur. Bu inanışlar bugün de zamanın şartlarına göre az çok değişim geçirerek Müslümanların zihnî ve amelî dünyalarındaki belirleyici etkisini sürdürmekte; geçmişte olduğu gibi zamanımızda da bilhassa sıkıntı ve kriz dönemlerinde önemli gündem konuları arasında yer almakta ve nihayet dış dünyadaki İslâm algısı üzerinde de etkili olmaktadır. İslâm geleneğinde bu tür kavramlar ekseninde ortaya çıkan başlıca telakki ve oluşumların dinî ve tarihî arka planının, İslâm’ın aslî kaynaklarıyla ilişkisinin ortaya konması, bugün yaşadığımız önemli sorunlara soğukkanlı biçimde yaklaşmamıza, bu telakki ve oluşumları sağlıklı anlayıp değerlendirmemize imkân veren bir zihnî durulma oluşturacaktır. Bu yöndeki çalışmalara katkı sağlamak düşüncesiyle Kur’an Araştırmaları Merkezi (KURAMER) 04 Mart 2017 tarihinde “İslâm düşünce ve geleneğinde kutsiyet, velâyet ve keramet” konulu bir sempozyum düzenlemiş olup, elinizdeki eser, özgür bir tartışma platformu şeklinde tasarlanan bu toplantıda sunulan tebliğler ile bunlardaki görüşler etrafında yapılan zengin müzakereleri içermektedir.

İslâm coğrafyasında öteden  beri var olan mehdî ve mesîh telakkisinin dayanağının teşkil eden ‘beklenen kurtarıcı inancı’ bugün farklı boyutta birçok sorunla içiçe geçerek İslâm dünyasının gündemini işgal etmektedir. Çok yönlü bir dinî ve tarihî arka planı bulunan böyle bir inanışın İslâm kaynaklarındaki yerinin, tarihsel süreçte ortaya çıkışı ve günümüze yansımalarının ilmî bir bakış açısıyla ele alınması ve soğukkanlı biçimde tartışılabilmesi gerekiyordu. Elinizdeki eser, KURAMER’in bu amaçla düzenlediği “Beklenen Kurtarıcı İnancı” başlıklı sempozyumda sunulan ve konuyu değişik açılardan ele alan tebliğleri ve bu tebliğlerdeki görüşler etrafında yapılan zengin müzakere ortamının tutanaklarını içermektedir.

Eserde aynı konuda farklı görüş ve değerlendirmelerin bulunması, hem katılımcıların düşüncelerini özgürce ifade edebilmiş olmalarının, hem de KURAMER’in bu farklı fikirleri yayımlamayı ilmî bir sorumluluk olarak görmesinin sonucudur.

İslamî terminolojide zengin bir anlam yelpazesine sahip olan “cihad” kavramının, son yüzyılda Müslümanların “öteki” gördüğü çevrelere karşı her türlü tepkilerini kuşatacak şekilde bir anlam kaymasına maruz kaldığı, bunun da Yüce Dinimizi ve Kitabımızı hiç de haklı olmayan bir tartışma zeminine taşıdığı görülmektedir.

Hal böyle olunca:

Kur’an-ı Kerîm “cihad” konusunda ne diyor? Hz. Peygamber, Sahâbe ve sonraki Müslümanlar cihadı nasıl anladı ve uyguladılar?

İslâm medeniyetinde insanî ve ahlâkî hedeflerin bulunan geniş kapsamlı bir kavram olan cihadın, bugün büyük ölçüde savaş ve çatışma boyutuna indirgenmiş olmasını nasıl açıklamalıyız?

Müslümanlar arasında çıkan öfke ve şiddet gruplarının Kur’an’ın cihad âyetleriyle ve Hz. Peygamber’in bu alandaki uygulamalarıyla ilişkilendirilmesi ne kadar haklı görülebilir?

Bütün bu gelişmeler dünyadaki İslâm algısını nasıl etkiliyor ve İslâm dünyasının geleceğini nasıl etkileyecek?

Elinizdeki eserde, yurt dışından ve içinden bu alanın uzmanı otuza yakın ilim insanının bu  ve benzeri sorular etrafındaki farklı görüş ve değerlendirmelerini bulacaksınız.