Faaliyetler Detay

Tefsirin Zorlukları

KURAMER’İN 4 Aralık 2015 tarihinde düzenlediği konferansın konuşmacısı Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Okuyan'dı. “Tefsirin Zorlukları” konulu konferansa farklı alanlardan akademisyenler ve özel davetliler katıldı.

Konuşmasına, Kur’an’ı sadece rivayetlerden hareketle anlamamak gerektiğini, daha doğru anlam için daha başka şeyi öncelemek durumunda olduğumuzu vurgulayarak başlayan Mehmet Okuyan, Kur’ân-ı Kerîm’in “zû-vücûh” bir kitap olduğunu yani birden çok anlam ihtimali bulunan kelimeleri, kavramları ihtiva ettiğini söyledi ve konuşmasını özetle şöyle sürdürdü: “Ben acizane “Çokanlamlılık Bağlamında Kur’an Sözlüğü” diye bir şey yazdım. 630 civarında kelime ve kavramın Kur’ân-ı Kerîm’e çokanlamlı bir yapıya sahip olduğunu müşahede ettim. Bir kavram, her geçtiği yerde aynı anlamı vermiyor. Bağlama göre kavramın kazandığı yeni anlamlar var. Ve o anlamlardan hangisi kastediliyorsa ona göre kavramı yeniden yorumlamak durumunda olduğumuz gerçeği bir metot olarak önümüzde duruyor. Kur’ân-ı Kerîm bir meseleyi ele alırken hemen hemen hiçbir yerde o meseleyi başlayıp bitirmiyor. Âdeta serpiştirerek bir konuyu anlatma metodu var. Bir mesele on yerde, yirmi yerde, otuz yerde geçebiliyor.”

 Kur’an’ın bir meselede ne dediğini anlayabilmek için; konuyla ilgili bütün âyetleri bilmek, konuyla ilgili âyetlerin iniş yerini bilmek, âyetlerin bağlamla ilişkisini kurmak, âyetlerdeki kelimelerin ve kavramların çokanlamlı olup olmadığına bakmak ve Kur’ân-ı Kerîm’in konuya bakışının ne olduğunu bilmek gerektiğini dile getiren Okuyan konuşmasını şöyle sürdürdü: “Mesela kadınlarla alakalı bir konu, kadının şahitliği konusu. Yahut çok evlilik veya miras konusu… O konuyla ilgili bütün âyetleri ve iniş sırasını bilmek lazım. Ama yetmiyor; Kur’an’ın genelde kadına bakışının ne olduğunu bilmek lazım. Bunu bileceğiz ki, o özel konuda Kur’an’ın kadınla veya ilgili meseleyle alakalı ne dediğini daha net ortaya koyalım. Bir de, eğer sûrelerin sıralaması iyi biliniyorsa, sûrelerdeki âyetlerde kelime ve terim noktasında vücuh dediğimiz birden çok anlam ihtimali üzerinde duruluyor ve kavramlara öyle bakılabiliyorsa; ve bütünüyle Kur’ân-ı Kerîm’in konuya genel manada nasıl yaklaştığı eğer görülebiliyorsa âyetler arasında meseleleri götürmek öyle çok da zor değil. Ama eğer böyle ölçüleriniz yoksa; her kelimeyi gördüğünüz her yerde aynı anlamla tercüme ederseniz ya da bir âyetin siyakına-sibakına bakmadan, bağlamını dikkate almadan ve o konudaki diğer âyetlerle konu irtibatını sağlamadan her âyete bağımsız bir gözle baktığınız zaman birtakım anlama zorlukları yaşanır.”

Sözün bağlamını dikkate almadan yapılan okumalarla alakalı en önemli yanlış anlamanın “meşîet” yani “dileme” konusunda yapıldığını ifade eden Mehmet Okuyan konuşmasını özetle şöyle sürdürdü: “Mesela Bakara sûresinin 26. âyeti bilinmeden Müddessir sûresinin 31. âyetindeki hidayet ve dalalet kolay anlaşılamaz. Orada Allah’ın saptırdığı adamların zaten fasıklar olduğu belirtiliyor. “Zaten fasık olanlar”  saptırılıyorsa “Allah dilediğini saptırır, dilediğini de hidayet eder” tercümesini yapmamak lazım. “Allah dileyeni saptırır, dileyene hidayet eder” demek lazım. Dilemek kula, insana ait bir eylemdir; o dileğin sonucunu onaylamak ve onu yaratmak da Allah’a ait bir sıfattır.”

Bağlamdan kopulunca başka argümanların devreye sokulduğunu dile getiren Okuyan, vahyin bağlamına uygun okunmasını, kelimelerin çok anlamlılığından hareket edilmesini ve konuyla ilgili bütün âyetlerin nüzul sırasına göre biliniyor olmasını tefsirin olmazsa olmaz zorunlulukları olarak gördüğünü söyledi. Parçacı okumaların birtakım parçalanmalara sebep olduğunu dile getiren Okuyan konuşmasını özetle şöyle tamamladı: “Nisâ sûresinin 82. âyetinde “Kur’an üzerinde tedebbür etmiyor mu bu adamlar? Eğer Allah’tan başkasından olsaydı onda pek çok ihtilaf bulurlardı” deniyor. Bu kitapta ihtilaf olmayacağına göre, peki bu birbiriyle uyuşmayan âyetler ne olacak? Bunun altından kalkabilmek için de bu defa bir ‘Nesh Teorisi’ ile hareket edildi. Pek çok âyetin pek çok âyeti hükümsüz bırakabildiği şeklinde bir teoriye sığınıldı. Kur’ân-ı Kerîm’in nesh diye bir probleminin olmadığı kanaatindeyim. Sadece âyetleri metoduna uygun olarak anlamak gerektiği düşüncesindeyim. Bu âyetler metoduna uygun olarak anlaşılırsa âyetlerin birbirini tamamlayan mesajlar içerdiğinin gün gibi ortaya çıkacağı düşüncesindeyim.”


KONUŞMACI HAKKINDA
Prof. Dr. Mehmet Okuyan

1965 yılında Trabzon Çaykara’da doğdu. İlköğrenimini Trabzon Çaykara’da tamamladıktan sonra, orta öğrenimini Trabzon Hayrat’ta bitirdi. 1983 yılında Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne kaydoldu. 1987 yılında mezun oldu. 1988 yılında aynı fakültede Tefsir Anabilim Dalı’nda Araştırma Görevlisi olarak göreve başladı. 1990 yılında Yüksek Lisans’ını, 1994 yılında da Doktora çalışmalarını tamamladı. Aynı yıl Yardımcı Doçentlik kadrosuna atandı. 2002 yılında Doçent, Şubat 2008’de ise Profesör unvanını aldı. Halen OMÜ İlahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dalı’nda öğretim üyeliğine devam etmektedir. 3 çocuk babasıdır; Arapça ve İngilizce bilmektedir.


Fotoğraf Galerisi

Tefsirin Zorlukları