Faaliyetler Detay

Tarihsel Süreçte Değişen Hadis Algıları

KURAMER’İN 29 Ekim 2015 tarihinde düzenlediği konferansın konuşmacısı Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yavuz Ünal'dı. “Tarihsel Süreçte Değişen Hadis Algıları” konulu konferansa farklı alanlardan akademisyenler ve özel davetliler katıldı.

YavuzÜnal, tarihsel süreç içerisinde hadis algısında değişiklikler olduğu kabulünden hareketle, bu tarihsel süreci farklı bir gözle tekrar okumak gerektiğini ifade ederek konuşmasına başladı.   Ünal’a göre, “hadis” kavramının tarihsel akış içerisindeki serüvenini inceleyebilmek için bu süreci, Hz. Peygamberin hayatta olduğu dönem ve sonrası şeklinde iki kategoriye ayırmak gerekmektedir. Peygamber algısıyla hadis arasında doğrudan bir ilişki söz konusudur, şöyle ki, peygamber algısı hadisin imkânını, hadis rivayetleri ise algıyı şekillendiren unsurlar olarak birbiriyle ilişki içerisindedir.

Birinci evre esas alındığında, “Hz. Peygamber’le birlikte yaşayan ashabı, O hayatta iken onun şahsı ve sözleri hakkında neleri birbirlerine sorarlar, ya da anlatırlardı; O’nun sözlerinden, yaşam biçiminden, giyiminden, uygulamalarından neleri kayda ve nakle değer görürlerdi” sorularını sormak gerekmektedir. Soruşturdukları ve naklettikleri, bir nedenle değer atfettikleridir. Bu durum bir bilince atıfta bulunmaktadır. Yani ravi, bilgiyi öncelikle kayda değer görmesi, ardından da nakle değer görmesi gerekir ki, bir başkasına rivayet etsin. Burada kayda ve nakle değer görülen, herkesin bildiği sıradan şeylerin dışında, Hz. Peygamber’in misyonu çerçevesinde değerlendirilen ya da sıra dışı olan şeylerdir. Rivayet olarak nakledilenleri bu açıdan değerlendirmek gerekmektedir.

Hz. Peygamber sonrası hadis kavramının çerçevesinin belirlenmesinde ise, Hz. Peygamber’e duyulan özlem, iman eden ama O’nu görmeyen yeni kuşağın merakları, kendisiyle özel geçmişleri olanların nostaljik sohbetleri etkili olmuştur. Zira kendisi hayatta iken, “ne dedi” diye merak edilen Hz. Peygamber, artık öncelikle “nasıldı” sorusuyla gündeme oturmuştur. Zira bu süreçte ne dediği, daha sonra geleneğe dönüşecek yeni bir alana, yani fiili duruma evrilmiştir.

Önceki dönemde Hz. Peygamber’in misyonu ile alakalı olan hususlar konuşmaya, yani kayda ve nakle değer bulunurken ya da farklı bulunan hususlar konuşulurken; vefatından sonra yeni neslin meraklı soruları, kendisine duyulan özlem, din adına yapılması gerekenlerin şekilsel olarak oturmaya başlaması ancak yeni durumlarla ilgili sorulara “caizdir, caiz değildir” şeklinde cevap niteliğinde ortaya çıkan fetva formatının belirginleşmesi, sürecin evrilmesinde etkili olmuştur. Sorular ya fetva formatında bir cevapla karşılanmış ya da bilginin, rivayet formatında olduğu gibi aktarılmasıyla karşılık verilmiştir. Birincisinde rivayetin tarihsel bağlamı dikkatlerden çekilmiş, kişi otoritesinin öne çıkmasına yol açılmıştır. İkincisinde ise, metni güncellemek adına yeni şartlarda aktif kılacak bir süreç başlatılmıştır. Her iki kanal da özel olarak takip edilmelidir.

Bu bölümün ardından Ünal, sözlerine şöyle devam etti: “Rivayette yeni dönemde ehem-mühim ayırımının doğru yapılamaması, ilginin Hz. Peygamber’in misyonundan başka taraflara kayması sorununu doğurdu. Yaşadığı dönemde Hz. Peygamber’in misyonu çerçevesinde şekillenen rivayetler vefatından sonra hayatını, şahsını, döneminde yaşanan olayları öncelikli gündem yapmıştır. Bu durum, hadis kavramında alan genişlemesini de beraberinde getirmiştir. Çok hadis rivayetine karşı çıktığı iddia edilen Hz. Ömer’i rahatsız eden de bu durumdur. Yani çok hadis rivayeti değil, hadis kavramının kapsamında değerlendirilmemesi gereken bilgilerin öncelikli gündem yapılması, dolayısıyla bir zihin evrilmesine neden olunması onu endişeye hatta önlem almaya sevk etmiştir.

Hz. Peygamber’e nispet edilenlerin yanında, en azından seçkin olarak görülen bazı sahabilere ait olan söz ve uygulamalar da özel bir anlam kazandı. Aslında statü kazandı demek gerekmektedir. Aynı algı, Tabiin kuşağından ileri gelenler için de alanı açtı. Dolayısıyla teknik ifadesiyle merfu haberlerin yanına mevkuf (sahabi kavli) ve maktu (tabiin fetvası) eklendi. Hz. Peygamber’in, dolayısıyla hadislerin, örnek/ilke oluşundan, hükme medar oluşuna kadar misyonuyla ilişkili özel alana siyer, meğazi, şemail, fedail vb. birçok yeni ve ilgi çeken alan eklenmiş oldu. Bu nedenle İslam kültür tarihinin ilk eseri siyer alanında neşet etti. Burada gereksizlik ya da ilgisizlikten bahsedilmemektedir. Aksine olgunun kavranmasında etkin olan bilgi hiyerarşisinin alt üst edilmiş olduğu vurgulanmaktadır.

Hadislere ilişkin fiili durum, teorik olarak ele alındığında hadisleri, kategorik bir ayrıma tabi tutulmak zorunda kalındı. Aktarım şekline (ravi sayısına) bakarak hadisler, mütevatir ve ahad. Uygulanan yöntem sonucunda Hz. Peygamber’e ait olma ya da olmama ihtimaline göre ise sahihzayıfuydurma kategorileri belirlendi”. Bu sistem içerisinde üretilen kavramların, ancak o bağlamda doğru şeyler söyleyebileceğini vurgulayan Ünal, “söz gelimi “zayıf” kavramının dışlayıcı veya haberin “mamulün bih” olamayacağını ifade eden bir kavram olmadığını, aksine sistem içinde tek başına, ahkam ve inanç gibi alanlarda kendisiyle amel edilemeyeceğini, harici desteğe muhtaç olduğunu anlatır. Bu bilinçte olan Buhari, Tirmizi, Ebu Davud vb. ulema, gizlemek yerine eserine aldığı hadisin zayıfsa, zaaf noktasına dikkat çekmiştir.  Bunu bazen sözle, bazen de şekille ifade etmişlerdir. Ancak oluşturulan modern mitler, söz konusu kavramların kendi bağlamlarında kullanılmasına izin vermemektedir” tespitinde bulunmuştur.

Konuşmasının son kısmında Ünal, örneklemeler de yaparak yeni yaklaşımlara temas etti. Bu çerçevede ona göre, çerçevesi genişletilmiş hadis kavramını ve kapsamındakilerden seçilen özel konu ve örnekleri manivela olarak kullanan, hadisin usul ve tarihine ilişkin, haber-i vahid yerine “tek kişi haberi”, hadis tarihini “1-3 asır ağızdan ağıza aktarılan”, “cerh ve tadil ulemasının değerlendirmesi”, “sadece sened tenkidi yapılmıştır” vb. ifadelerle alanı puslandıran, “ideolojik hadisçi” vb. nefyedici söylemlerle farklı söz söyleyenleri mahkûm eden bir tavır geliştirilmiştir. Böylece hadisler, içinde bulunulan durumun tek sorumlusu ve kendisiyle mücadele edilmesi gereken unsura dönüştürülmüştür. Bu tespitlerin ardından Ünal, konuya ilişkin modern dönem yazarlarından bazı örnekler aktararak, konuyu müzakereye açtı.


KONUŞMACI HAKKINDA
Prof. Dr. Yavuz Ünal

1963 yılında Ordu/Fatsa/Ilıca’da doğdu. İlk ve Orta okulu Ilıca kasabasında, liseyi ise Fatsa İmam-Hatip Lisesinde okudu. 1983 yılında kaydolduğu, O.M.Ü. İlahiyat Fakültesi’nden 1988 yılında mezun oldu. Aynı yıl Mardin İmam-Hatip Lisesinde meslek dersleri öğretmeni olarak göreve başladı ve 2 yıl bu görevi sürdürdü. 1990 yılında O.M.Ü. İlahiyat Fakültesi’ne Hadis Araştırma Görevlisi olarak atandı. 1993 yılında “Cumhuriyet Türkiyesi Hadis Çalışmaları” adlı teziyle Yüksek Lisansını, aynı yıl katıldığı Doktora programını Şubat 1997’de “Rivayetlerin Hz. Peygamber’e Aidiyetini Tespit ve Değerlendirmede Aklın Rolü” adlı teziyle bitirdi. 1998 yılında O.M.Ü. İlahiyat Fakültesi Hadis Anabilim dalına Yrd. Doç. olarak atandı; 2002 yılında Doçent, 2008 yılında da Profesör oldu. 2006 yılından itibaren Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından desteklenen “Konulu Hadis Projesi”nin koordinatörlüğünü yapmaktadır. 1998 yılında DİB Din İşleri Yüksek Kurulu üyeliğine seçildi. IV. Din Şurasının Genel Sekreterliğini yaptı. O.M.Ü. İlahiyat Fakültesinde öğretim üyesi ve dekan olarak görevini sürdürmektedir.


Fotoğraf Galerisi

Tarihsel Süreçte Değişen Hadis Algıları