Faaliyetler Detay

Prof. Dr. Mehmet S. Aydın İle Sohbet Programı Gerçekleştirildi...

KURAMER'i ilk kez ziyaretine vesile olan bu davete, ihtisas sahaları ulûm-i İslamiye olan, aralarında ciltler dolusu tefsir yazmış âlimler bulunan heyetin huzurunda konuşmak niyetiyle değil, aslında onları dinlemek arzusuyla icabet ettiğini, onlar huzurunda Kur’an hakkında söz söylemeye cesaret etmenin “destursuz bağa girmek” olacağını ifade eden Mehmet Aydın, konuşmasına özetle şöyle devam etti:

“Ülkemizde böyle bir kuruma ihtiyacımız vardı. Çünkü tarihimizdeki klasik çalışmaların yanında gerek yurtiçinde gerek yurt dışında, Kur’an-ı Kerim'le ilgili yapılan çalışmalar günden güne artmaktadır. Çok sayıda İlahiyat fakültelerimiz var. Yurt dışında çok sayıda İslâmî ilimler ile ilgilenen bölümler var, enstitüler var. Birçok İslâm ülkesinde KURAMER’e benzeyen merkezlerin olduğunu biliyoruz. Bunlara sürekli olarak temas hâlinde olmak, bugünün teknolojik imkânları çerçevesinde son derece kolay hâle gelmiştir. Bir yıl içinde Kur’ân-ı Kerîm'le ilgili farklı çalışmaların yekûnu bizi hayrete düşürecek kadar çok sayıda oluyor. Aslında bütünüyle ele alındığında Kur’an’ı anlama ve yorumlama sahası tek başına bir alan olarak görülmemelidir.”

Evrensel İslâm medeniyetini oluşturan bütün alanların anlaşılması, bilinmesi faaliyetinde Kur’an bilgisinin bir ihtiyaç hâline geldiğini vurgulayan Mehmet Aydın konuşmasını özetle şöyle sürdürdü: “Teknik anlamda usul-i tefsiri bir yana bırakırsak geniş manada tefsir, medeniyetimizi oluşturan her disiplinde varlığını izhar ediyor. Yeterli ve güvenilir bir Kur’an bilgisine sahip olmayan kimsenin sosyal bilimlerde Bîrûnî’yi, felsefede İbni Sinâ’yı, kelamda Matürîdî’yi, tasavvuf ve derin psikolojide İbni Arabî’yi, medeniyet tarihi-sosyolojide İbni Haldun’u, tevhidin mücessem tezahüründe Mimar Sinan’ı, nağmeye bürünmüş kelamın müteale yükselişinde Dede Efendi’yi anlaması kolay değildir.”  

Günümüzde teknik imkânların sağladığı kolaylıklar bulunduğunu, eğer ilmî ve ahlaki bir sorumluluk içinde kullanılmazsa bu imkân ve kolaylığın, aynı zamanda büyük zorluklara da kapı açabileceğini dile getiren Aydın, İslam'ın ve Kur'an'ın, bugün içinde bulunduğu zorlukları hep birlikte yaşadığımızı ifade ederek şunları söyledi: “Bir yanda dünyada güçlü ve etkili bazı çevreler İslâm ile faşizmi, Kur'an ile terörü birlikte somut ve dijital piyasalara söylüyorlar. Öbür yanda da bütün insanlığı isyan ettiren davranış ve eylemleri sergileyen bazı örgütler, maalesef, İslam ve Kur'an’a darbe üstüne darbe indiriyorlar. Kur'an'ın ahlaki ve bedii istikametine ve ruhuna kaba kültürlerinde yer vermeyenler, asırlar önce yapılmış olan beşerî yorumların neticelerini, yani fikirleri, fetvaları, yorumları nihai çözüm unsurları olarak görüyor ve onları bugünün piyasasına söylüyorlar. Dinî ve din-dışı emelleri olanlar ise ‘zaman bu zaman, fırsat bu fırsattır’ diyerek ‘işte Kur’an, işte İslâm budur’ hükmünü her çevreye yayıyorlar. Samuel Huntigton XX. asrın kapanış yıllarında, yani henüz 11 Eylül,  el-Kaide hadisesi ve onun sebep olduğu terör hareketleri baş göstermemişken ‘İslâm’ın sınırları kan-revan içinde’ diyordu. Bugün özellikle Batı âleminde ‘o adam ne kadar haklıymış’ diyenlerin sayısı milyonları buluyor… Hani, merhum Afgani’ye veya M. Abduh’a atfedilen bir söz var: “الاسلام محجوب بالمسلمين”, “İslâm, Müslümanlardan utanıyor.”

İslam dünyasında yeterli güçte hukuk devleti inşa edilemediğini, demokrasinin yerli yerine oturamadığını, güç düzeni ile ahlâk-ı hasene düzeninin bir arada yürüyemediğini, sosyal adâletin gelişemediğini, İslam ülkeleri arasında sürdürülebilir yapıcı münasebetlerin tesis edilemediğini ve bu nedenle Batı’da bazı çevrelerin zehirli oklarını Kur’an’a ve İslam’a çevirdiklerini, İslamofobiyi her gün daha yaygın hâle getirerek, Avrupa’da, Amerika’da yaşayan Müslüman toplulukların hayatını cehenneme çevirdiklerini dile getiren Mehmet Aydın sözlerini özetle şöyle tamamladı: 

“Bu açık seçik fotoğrafa rağmen yine de milyonlarca Müslüman, her türü zorluğu, aşağılanmayı, hatta ölümü göze alarak –yüzyıllardır manevi açıdan eleştirdiğimiz– Batı’nın merhametine sığınmak için kendi yurtlarından bir an önce kaçmaya gayret ediyorlar. Bu yolda masum çocukların, kadınların cesetlerini gördükçe, Cahiliye dönemine hitabeden âyetler geliyor akla: “وَإِذَا الْمَوْءُودَةُ سُئِلَتْ بِأَيِّ ذَنْبٍ قُتِلَتْ”, “Diri diri toprağa gömülen kız çocuğu ‘hangi günahtan dolayı öldürüldü?’ diye hesabı sorulduğunda”, “عَلِمَتْ نَفْسٌ مَا أَحْضَرَتْ”, “insan, âhiret için ne hazırlamış olduğunu görecektir.” Şimdi bu âyetlerden ilham alarak soralım: “Ve o gün diri diri sulara gömülen çocuklar ‘hangi günahlarından dolayı sulara gömüldü’ diye sorulduğunda”, genelde insan, özelde Müslüman acaba ne cevap verecektir? KURAMER ve benzeri müesseselere düşen vazifelerden biri –hatta şu günlerde belki de birincisi– “Kur’an ve İslâm, bütün bunların sebebi değil mağdurudur” hakikati üzerinde incelemeler, araştırmalar yapmak ve sonuçlarını duyurmaktır.” 


KONUŞMACI HAKKINDA
Prof. Dr. Mehmet S. Aydın

Mehmet S. Aydın, 1943 yılında Elazığ’da doğdu. 1966 yılında Ankara İlahiyat Fakültesinden mezun oldu. 1967 yılında Felsefe alanında öğrenim almak İngiltere’ye gitti. 1984 yılında profesör olarak Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesine atandı. 2002 yılında yapılan genel seçimlerde İzmir milletvekili olarak parlamentoya girdi. Eserleri; Din Felsefesi, Âlemden Allah’a, İslam Felsefesi Yazıları, Islam en Dialog, İslam’ın Evrenselliği.


Fotoğraf Galerisi

Prof. Dr. Mehmet S. Aydın İle Sohbet Programı Gerçekleştirildi...