Faaliyetler Detay

Kur’an’ı Anlamada Tarihselciliğin İmkan, Sınır ve Sorunları

KURAMER’İN 10 Nisan 2015 tarihinde düzenlediği konferansın konuşmacısı Çukurova Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mustafa Öztürk’tü. “Kur’an’ı Anlamada Tarihselciliğin İmkan, Sınır ve Sorunları” konulu konferansa farklı alanlardan akademisyenler ve diğer davetliler katıldı.

Mustafa Öztürk konuşmasına: “Kur’an ve tarihsellik konusu Türkiye’de netameli bir konudur. Ben, tarihselciliğin Kur’an’ı anlamada bize sunduğu katkısı nedir, sınırları nerde başlar nerde biter, sorunları nelerdir, bu tartışma Türkiye’de ne zaman başladı, arka planı nedir gibi konular hakkında bilgiler vermeye çalışacağım“ sözleriyle başladı.

 “Halku’l-Kur’an” ve “nesh” konularını, tarihselcilikle irtibatlanlandırılabilecek meselelere örnek olarak veren Mustafa Öztürk, bunlarla ilgili uzun mülahazalarda bulundu. Tarihselciliğin Kur’an’ı anlamada bir yöntem, metodoloji değil, yaklaşım tarzı ve bir bakış açısı olduğuna dikkat çeken Öztürk, tarihselciliğin ilgilendiği alan Kur’an’ın tamamı mıdır, bir kısmı mıdır sorusuyla ilgili kanaatini şu şekilde ifade etti: 

“Ulûhiyet değişmez, sabit ilkemiz; Kur’an’ın da yegâne ana konusudur. Kur’an’da merkezî konu budur, yani tevhid. Cenâb-ı Hak bu konuda zerre kadar ödün vermezken ulema arasında çok sert tartışmalar görülür. Mesela Râzî “Allah göktedir” âyetini “O kudretidir, saltanatıdır, melekûtudur” şeklinde anlıyor. Ben de onun gibi anlamak istiyorum. Yoksa “Orada mekân tutmuştur” biçiminde anlamak istemiyorum. Çünkü böylesi sorunlu olur kanaatindeyim. Ama bu inancı/yaklaşımı Ahmed b. Hanbel merhumun önüne koysaydınız, bunu söyleyene “Sen zındıksın!” demek durumunda kalırdı. Kitaplar böyle yazıyor çünkü. Peki, burada ne değişmiştir? Denilebilir ki mazruf sabit kalmış, zarfı ise değişmiştir. Zarf nedir? Zarf, la yezal olan, insan idrakinin sınırına girip gerçek mahiyeti kavranamaz olan, ondan münezzeh olan Cenab-ı Hakk’ın varlığıdır, birliğidir; O’nun hepimizin rabbi, efendisi, seyyidi, maliki olduğudur. Ve bizim de ona “Bizi yarattığı ve bunca nimete gark eylediğinden dolayı ömrümüzün sonuna kadar şükran borcumuz bulunduğudur”. İşte mazruf da budur. Ama bu mazrufun içindeki Rab, kendini o kitapta bir zarfın içinde tanıttı. O zarf “Arabî zarf” idi. Arabî zarf ne? İşte o gün ilk hitap ettiği toplumun anlayış, kavrayış ve dille ifade ediş biçiminin kalıpları içinde sunmak durumundaydı. Buradaki sınırlılık ve kısıtlılık Cenab-ı Hakk’ın değil; O’nun iletişim kurduğu insanın kabiliyetinin, dil sınırlarının sınırlılığıdır. Yoksa Cenab-ı Hakk, kendini tarihe, insana muhatap kıldığı anda tenezzül buyurdu. Ne yaptı? Meramını bizim anlayacağımız idrak seviyesine getirip de buyurdu ve anlattı. Kendi anladığı, konuştuğu varlık dünyası içerisinde konuşsaydı bu sefer biz ona muttali olamayacaktık. O nedenle O bize indirdi. İndirme’nin anlamı da büyük ölçüde bu aslında. Tenezzül etti bize ve bir seviye verdi. Ama o dil mutlak bir dil değil. O dil, belli bir tarihin, belli bir coğrafyanın, belli bir kültürün ve algının –Heidegger’in ifadesiyle- “ O günkü varlığın meskeni”dir.

Tarihselci nazarla okunmadığında, Kur’ân-ı Kerîm’de cennet-cehennem tasvirlerinin yoğunluğunun Mekke ve Medine’de azalıp çoğaldığının çok fark edilemediğini dile getiren Öztürk, ahirette seçilen nesnelerin mahiyet ve keyfiyetine de dikkat çekti ve Gâşiye sûresinin 6. âyetinde yer alan  “darîʿ” (ضَرِيعٍ) bitkisinin bizde sembolik bir karşılığı olmadığını söyledi ve ekledi: “Çünkü o coğrafyayı, o kültürü bilmiyorsun. Sen acı ve kötü kokulu dikenli darîʿ denilen bitkiden ürkmedin. Eğer çölde deve gütseydin ve bu bitkinin devenin damağına yapıştığını görseydin o zaman ne olduğunu anlardın. Yani bu nesneler o kültürden seçilmiş. Buna rağmen bu nesneler Cehennem veya Cennetin bizatihi kendisini mi tasvir ediyor, yoksa bize, “Zihninizi bir yoklayın, hayalinizi sonuna kadar zorlayın ve mutlu olmanın, bahtiyar olmanın en son limitlerini tahayyül edin. İşte onun çok daha ötesinde sizi bir ağırlama, bir mükâfat, bir güzellik bekliyor; veya öylesine bir azap ve acı var” şeklinde bir ipucu, bir fikir mi veriyor?”

Meseleyi “İslâm bir durum mudur yoksa bir duruş mudur?” sorusu etrafında şekillendirebileceğimizi dile getiren Öztürk konuşmasını özetle şöyle tamamladı: Eğer İslâm durum ise, hükmün evrenselliğine ve tarihüstülüğüne inanan bir söylem sahibi oradaki o durumu bir blok olarak oradan kes-yapıştır yapar gibi getirip bugünkü hayata aynen uygulayacaktır. Bu söylemin iddiası bu ise, yapması gereken de budur. Oysa ben İslâm’ın bir duruş olduğuna inanıyorum. Bu meselenin bugüne kadar verimli, bereketli ve iyi niyetli bir tartışma konusu olarak sürdürülmediğini; konunun üzerinden bilhassa ilâhiyat alanında bir iktidar, nüfuz yahut mevzi kazanma ve kendi kimliğini onarma veyahut da öbürünü dışlama, karalama vesilesi olarak her zaman istismar tutkunlarınca kullanıldığını, bundan da çok büyük üzüntü duyduğumu söylemek istiyorum.”


KONUŞMACI HAKKINDA
Prof. Dr. Mustafa Öztürk

1965’te Giresun/Keşap/Kaşaltı Köyü’nde doğdu. 1983’te Giresun İmam-Hatip-Lisesi’nden, 1987’de Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldu. 1987-1999 yılları arasında İçel/Mersin ve Giresun’da öğretmen olarak görev yaptı. 1998’de Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel İslam Bilimleri Tefsir Anabilim Dalı’nda “Muvaffakuddîn el-Kevâşî: Hayatı, Eserleri ve Tefsirdeki Metodu” isimli teziyle yüksek lisansını tamamladı. 1999’da Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’ne araştırma görevlisi olarak atandı. 2001’de Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dalı’nda araştırma görevlisi olarak göreve başladı. 2002’de Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel İslam Bilimleri Tefsir Anabilim Dalı’nda “Tefsirde Bâtınîlik ve Bâtınî Te’vil Geleneği” isimli teziyle doktorasını tamamladı ve bu çalışması Kitâbiyât Yayınları tarafından “Kur’an ve Aşırı Yorum” adıyla yayımlandı. 2003 yılında Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim dalına yardımcı doçent olarak atandı. 2005’te “Kur’an’ın Mu’tezilî Yorumu: Ebû Müslim el-İsfahânî Örneği” isimli çalışmasıyla doçent, 2011’de profesör oldu. Hâlen Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dalı ve Temel İslam Bilimleri bölüm başkanı olarak görevini sürdürmektedir.


Fotoğraf Galerisi

Kur’an’ı Anlamada Tarihselciliğin İmkan, Sınır ve Sorunları