E-BÜLTEN

E-Bülten Kaydı

Hakkımızda

Müslümanların son birkaç yüzyılda sadece bilim ve teknoloji alanında değil onun da gerisinde yatan temel konularda üretkenliğini ve dinamizmini yitirmesi sadece maddi gerileme, uluslararası güç ve itibar kaybı, toplumsal barış ve huzurun bozulması gibi sonuçlar doğurmadı; -belki bundan da önemlisi- özgüven kaybı, tarihi mirasa tereddütle bakma, zihin karışıklığı gibi sorunlara ve derin sarsıntılara da yol açtı. Batı’yla karşılaşmada ve genel olarak dış dünya ile ilişkilerde sergiledikleri varoluş ve kimlik mücadelesi, tabii olarak bu yüzyılda Müslümanların İslâm’la sağlıklı ilişki kurmalarını zorlaştırdı ve hatta İslâm algısını derinden etkiledi. Sonuçta ya içe kapanma ve tarihe dönüş özlemi ya da dinle aramıza mesafe koyma şeklinde savrulmalar yaşadık. İslâm’ın bir tarafta arkaik din ve inançlar gibi hayatın dışına itilerek bir tarih malzemesine dönüştürülürken öbür tarafta her türlü ideolojik ve dünyevî kavganın etkin bir aracı haline getirilmesi, içine sürüklendiğimiz çıkmazlardır. Bu süreçte esasen Müslüman zihninin ve pratiğinin en temel kaynağı olması gereken Kur’ân-ı Kerîm’in Müslümanların İslâm anlayışı üzerindeki belirleyici konumunu belli ölçüde kaybettiğine ve ona karşı olan sorumlulukların şeklî bağlarla sınırlı kaldığına da şahit olmaktayız.

Ancak -Moğol istilalarının ve Haçlı seferlerinin İslâm dünyasında yaptığı yıkımın belli bir uyanışa sebep olması gibi- son iki yüzyılda yaşananların bugün Müslüman zihnin kendisiyle yüzleşmesine, dinî düşüncede yeni anlayışların ve arayışların ortaya çıkmasına ve aydınlar arasında tarihin yeniden okunması çabalarının artmasına yol açtığını da göz ardı etmemek gerekir. Kaybedilen değerlere ilişkin farkındalık ve bilinç güçlenmeye ve dinin eskimez temelleri üzerinde yeni bir gelecek inşasının imkânları konusunda umutlar yeşermeye başlamıştır. Müslümanlar bu süreçte Kitaplarını yeniden ve daha güçlü bir iradeyle okumaya, ona yönelmeye başlamışlardır. Kur’an’ın bütün çağlara yönelik mesajını anlamayı hedefleyen çalışmalar önemli ölçüde artmıştır. Aslında Kur’an-ı Kerîm’in insanlığa getirdiği mesajı anlamayı, anlatmayı ve onu hayat tarzı haline getirmeyi Müslümanların asli sorumluluğu olarak gören anlayış İslâm dünyasında her dönemde var olmuştur; bu doğrudur. Ancak bugün bu anlayış, Müslümanların Kur’an-ı Kerîm ile daha içten bir bağ kurarak onun üzerine bir tefekkür platformu inşa etme ihtiyacı ile birlikte daha güçlü biçimde seslendirilmektedir.

Karamsar olmak şöyle dursun, bugünün İslâm dünyasındaki büyük sorunlara rağmen özgüven tazeleyerek geleceğe umutla bakmanın birçok haklı sebebi vardır. Çünkü İslâm tarihinde belli inkıtalar yaşansa da Kur’an’ı anlamaya matuf telif, eğitim ve araştırma faaliyetleri on dört asır boyunca devam etmiş ve bugüne zengin bir miras bırakmıştır. Özellikle ilk dönemlerde Müslüman âlimlerin Kur’an, Mushaf tarihi, Kur’an ilimleri, Hadis, Siyer ve Tarih gibi alanlarda bize aktardığı zengin malzeme ve telif ettikleri özgüveni yüksek eserler, bugün araştırmacılarımızdan hak ettiği ilgiyi ve istifadeyi beklemektedir. Öte yandan bu eserler bizden önce Batılı araştırmacıların dikkatini çekmiş, bunlardan yararlanan ve kendi kutsal metinleriyle mukayeseler içeren çalışmalara ağırlık verilmiş, -farklı saiklerle de olsa- Kur’an alanında araştırma merkezleri ve çalışma ekipleri oluşturularak çeşitli yayınlar yapılmıştır ve yapılmaktadır. Batı dillerinde Kur’an araştırmaları alanında, günümüz araştırmacısının bigâne kalamayacağı devasa bir literatür ortaya çıkmıştır. İslâm dünyasının didaktik, tepkisel ve savunmacı üslubu terkederek artık bu yayınların farkında olmasının, onlarla yüzleşmesinin, bu alanda yerli fakat uluslararası düzeyde projeler geliştirip hayata geçirmesinin zamanı gelmiştir.

Kur’an’ın anlam dünyasına dair çalışmaların zamanla yoksullaşmasının sebeplerini araştırmak ve mesajının doğru anlaşılmasının önündeki fikrî, kültürel, tarihî ve modern engelleri derinliğine tahlil etmek, Kur’an’ı, günümüz insanının zihin ve ruh dünyasına seslenen yeni bir anlayışın temeli haline getirmek ve onun mesajını çağımızın insanı için referans kaynağı kılmak Müslümanların omuzunda ağır bir sorumluluk olarak hep durmaktadır. Bu sorumluluğu derinden hisseden kimselerin bir araya gelmesiyle başlayan bir arayış, yapılan ilmî çalışmaların üzerine yenilerini koyabilmek ve bu çalışmaları ilmî disipline uygun bir şekilde planlayıp gerçekleştirebilmek için İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi bünyesinde, kuruluş yönetmeliği 22 Aralık 2012 tarih ve 28505 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, “İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Kur’an-ı Kerim Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi”nin, kısa adıyla “Kur’an Araştırmaları Merkezi”nin (KURAMER) kurulmasıyla sonuçlanmıştır.

Kuramer, Batı’da örnekleri çokça görülen, hayırsever kişilerin özel bir amaca tahsis edilmiş malî desteğiyle üniversite bünyesi içinde kurulan bir araştırma merkezi olması yönüyle ülkemiz açısından öncü bir adım olma özelliği de taşımaktadır.

      Font

      Paylaş