E-BÜLTEN

E-Bülten Kaydı

Ömer Dinçer: KURAMER’e Düşen Sorumluluk

 
11 Eylül 2017 Pazartesi

KURAMER’e düşen sorumluluk

 

GEÇTİĞİMİZ hafta KURAMER’in amacını ve bazı çalışmalarını paylaşmıştım. Bugün başka bir bakışla konuya devam edeceğim.

Kuran-ı Kerim’in evrensel mesajı, sadece Müslümanların anlaması ile sınırlı olamaz. Müslümanlar bu mesajı hem anlamak hem de başkalarına da anlatmak zorunda. Çünkü evrensel bir mesajın muhatabı tüm insanlık olur.

Bu düşünceden hareketle merkez, yaptığı yayınları hem yabancı dillerde yayınlıyor hem de yabancı bilim adamlarının kaynak eserlerini Türkçe’ye kazandırıyor.

KURAMER iyi bir seçimle, İslam’ı değerlendirirken tarafsız ve saygılı davranan W. Montgomery Watt’ın eserlerini tercüme etmiş. Watt’ın kitaplarını okuma fırsatım oldu. Şimdiye kadar yazılmış eserler içinde İslam’ın indiği coğrafyayı, kültürü ve yaşam tarzını inceleyen en kapsamlı ve ayrıntılı çalışma olarak zihnimde yer ettiler.

Watt hakkında İslam Ansiklopedisi’nde şu değerlendirme yapılmış: “Watt ilk yazılarından itibaren İslam, Peygamber ve Kuran hakkında ilk bakışta oldukça objektif görünen bir anlatım geliştirmiş, bu çerçevede İslam’ı Allah’ın gönderdiği bir din, Kuran’ı vahiy eseri, Hz. Muhammed’i de vahiy alan bir insan diye nitelemiştir.” Bu konudaki tarafsız tutumunu göstermek için Kuran ayetlerinden bahsederken, diğer oryantalistlerin söylediği gibi “Muhammed der” yerine “Kuran buyurur” ifadesini kullanıyor. Ayrıca yazar önceki eserlerindeki eksik ve yanlışlarını, Müslüman bilim adamlarının eleştirilerini göz önüne alarak düzeltmiş.

KURAMER’in yayınladığı eserin “Genel Mülahazalar” başlıklı kısmında Watt, “Ben şahsen, Hz. Muhammed’in gerçekten bir peygamber olduğu kanaatindeyim ve biz Hıristiyanların, ‘Onları meyvelerinden tanırsın’ anlamındaki Hıristiyan prensibi gereğince, bunu kabul etmeleri gerektiğini düşünüyorum. Çünkü asırlar boyunca İslam, birçok aziz ve mübarek insanlar yetiştirmiştir” diyor.

Hiç şüphesiz, oryantalistlerin bakış açısı Müslüman bilim adamlarından farklı olur ve hatta önyargılı değerlendirmeler yapabilirler. En azından bir Müslüman duyarlılığı ile bakmazlar.

Ancak bu durum, söz konusu eserleri büsbütün yararsız ya da tehlikeli görmeyi gerektirmez. Özellikle aynı disiplin üzerine çalışan bir bilim adamı bu tür eserleri yok sayamaz, tam tersine varsa onun yanlış bilgi ve yorumlarının doğrusunu ortaya koymak sorumluluğunu da taşır. Dolayısıyla KURAMER böyle bir sorumluluğu da üstlenmiş görünüyor. Oryantalistlerin tercümesiyle yetinmemek, onlardan daha derin ve kapsamlı çalışmalar ortaya koymak bir zorunluluk olur.

Merkezin hitap ettiği kesimin bilim dünyası ve bilimsel çalışma yapan akademisyenler olduğunu da vurgulamak lazım. Değilse cami cemaatine temel dini bilgileri öğreten vaiz veya yarım aydın bakışıyla değerlendirmek merkeze haksızlık olur.

Merkezin başına çok doğru bir seçimle eski Diyanet İşleri Başkanı Sayın Ali Bardakoğlu getirilmiş. Yani emanet ehline teslim edilmiş. Yaptığı akademik çalışmalarla, Diyanet İşleri Başkanı olarak yaptığı hizmetlerle ve kurumun itibarına yaptığı katkılarla kendini ispatlamış bir bilim adamı Bardakoğlu. (Bu konulardaki çok önemli katkıları nedeniyle halefi SayınMehmet Görmez’i de şükranla hatırlamak gerekir).

Bu tespitimi, geçen hafta açıklanan vatandaş memnuniyeti anketi de teyit ediyor. Çünkü vatandaşın en fazla memnun olduğu kamu hizmeti “din hizmetleri” görünüyor.

Son zamanlarda yayınladığı “Müslümanlığımızla Yüzleşmek” adlı eseriyle günümüz Türkiye Müslümanlarının açmazlarını tartışan Bardakoğlu, İslam düşüncesi konusundaki yetkinliğini pekiştirmişti.

Biliyorum, Ali Bey’in kendini ispatlama gayreti yok, ihtiyacı da yok. En azından benim açımdan... Ben Sayın Bardakoğlu’nun güçlü inancına, sağlam İslam bilgisine ve güven veren duruşuna birçok kez şahit oldum.

Başkanlığını yaptığım BUTKK toplantılarında, hem Ali Bardakoğlu hem de ona vekâleten gelen Mehmet Görmez başörtüsü, din eğitimi ve İHL gibi konular gündeme geldiği zaman, 28 Şubat generallerinin ithamları ve İslam’la ilgili her olayı tehdit diye sunan istihbarat elemanlarının değerlendirmeleri karşısında, doğru bildiklerini hiç savrulmadan söylemiş ve gerekçeleriyle savunmuşlardır. Pek çok kimsenin yaptığı gibi, bu gibi toplantılarda egemen düşünceyi onaylamak yerine, doğru bilginin ve haklı olmanın gücüne dayanmışlardır.

Egemen gücü desteklemek veya bir salyangozun kabuğunu sırtında taşıması gibi genel geçer (veya geleneksel) bilgiyi aktarmak kolaydır. Ama yeni düşünce üretmek veya egemen güce ve yanlış olan bilgiye karşı doğruyu söylemek erdem.

 

Kaynak: http://www.haberturk.com/yazarlar/omer-dincer/1626873-kuramere-dusen-sorumluluk

Ömer Dinçer: KURAMER İslam Düşüncesinde Yeni Bir Umut

 
04 Eylül 2017 Pazartesi

KURAMER İslam düşüncesinde yeni bir umut

 

YAZIMA geçmeden önce bütün okuyucularımın Kurban Bayramı’nı tebrik ediyorum.

Bayram vesilesiyle günlük gailelerden uzaklaşarak bayram sevincimize katkı yapacak güzel bir çalışmayı sizlerle paylaşmak istiyorum.

İslam dünyası birkaç yüzyıldır kriz içinde. Tarım toplumundan sanayi ve bilgi toplumuna geçerken değişen paradigmayı çözümlemekte zorlanan Müslümanlar, siyasi, sosyal, ekonomik vb. pek çok alanda kriz yaşıyor. Ancak hayatın her yönünü kuşatan bu krizin özünde, İslam düşüncesi ve biliminin kendini yenileyememesi yatıyor.

Özellikle dini düşünce alanında ufuk darlığı, sığlık ve geçmişi tekrardan öteye gitmeyen kısırlık, bu krizin en önemli nedeni sayılabilir.

Dini düşüncede geniş çaplı bir içe kapanma, buna bağlı olarak farklı ses ve görüşleri İslam’a yönelik bir tehdit gibi algılama durumu yaşanıyor. Hiç şüphesiz, böyle bir algı sağlıklı bir ruh haline işaret etmez.

İçinde bulunduğumuz zaman diliminde hem bu sorununu aşmak hem de çoktandır kaybettiğimiz özgüveni yeniden kazanmak zorunda olduğumuz açıktır. Özellikle dini düşünce sahasında geniş perspektifli, derinlikli ve aynı zamanda uzun soluklu bilimsel çalışmalara ihtiyaç var. Tam bu noktada sizlere yaklaşık 2 yıldır etkinliklerini takip ettiğim 29 Mayıs Üniversitesi’nde kurulan “Kur’an Araştırmaları Merkezi” KURAMER’den bahsetmek istiyorum.

Temel referans kaynağı olarak Kuran’ı ve sünneti alan merkezin esas amacı, bu iki kaynağın mesajını günümüz dünyasına taşımak. Bu nokta çok önemli, çünkü adından hareketle merkezde sünneti dışarıda bırakan çalışmalar yapıldığı sanılıyor. Halbuki Hz. Peygamber’i ve onun sünnetini anlamak Kuran’dan, Kuran’ı anlamak da Hz. Peygamber’den bağımsız düşünülemez. Dolayısıyla merkez, Peygamber Efendi’mizin siretini de Kuran’la birlikte ele alıyor. Vahiy, dinler tarihi, Kuran’ın nüzul ortamı, Kuran ve siret, Mushaf tarihi, Kuran ve sünnet gibi ayrı bilim dallarında geleceğin İslam düşüncesine ışık tutacak araştırma ve tartışmalar yapıyor.

Güncel sığ tartışmalardan uzak ve tamamıyla bilimsel çalışmalara yönelen merkez, amacı doğrultusunda araştırmalar, sempozyum ve çalıştaylar yapıyor ve kitaplar yayımlıyor. İlk yaptığı sempozyumlardan biri, mesajın doğru aktarılması için “din dili” üzerine olmuştu.

FETÖ gibi hareketlerin iç dünyasını anlamamıza yardım edecek “İslam düşünce ve geleneğinde kutsiyet, velayet ve keramet”, “Mehdilik ve beklenen kurtarıcı”, “gayb ve mucize” gibi konularda sempozyumlar düzenleyip bilimsel bir tavırla tüm toplumu uyardıkları halde, 15 Temmuz olmadan fark edilmemesi, ülkemize pahalıya mal olmuş görünüyor.

Eğer bilimsel çalışmalardan bahsediliyorsa, bilim adamlarının ve yapacakları çalışmaların dar ideolojik kalıplar ve önyargılardan uzak olması gerektiği açıktır. Temel dini metinlerdeki mesajların bugüne taşınması ve çağdaş idrakle buluşturulması, “yorum”la mümkün olur. Yorum beşeri bir faaliyettir; dolayısıyla isabetlilik ve isabetsizlik ihtimallerine açık niteliktedir. Bunun yanında yorum sadece klasik İslami literatürdeki bilgi ve görüşler çerçevesinde üretilebilecek bir şey değildir. Yorum faaliyeti söz konusu olduğunda yaşanılan çağın fırsat ve tehditleri, şartları ve sorunları uygun çözümler bekler ve bunun için felsefeden sosyolojiye, antropolojiden hermenötiğe kadar birçok farklı disiplinden yararlanılması gerekir.

Bu gerçeği daha hicretin üzerinden 2 yüzyıl geçmeden gören İmam-ı Maturidi, yaşanılan çağın ve coğrafyanın farklı olduğu gerekçesiyle Kuran’ı “tefsir” etmek yerine “tevil” etmeyi uygun bulmuştu. Şimdi ise İslam’ın din olarak tamamlanmasının üzerinden 15 yüzyıl geçtiği, sadece coğrafya ve şartlar değil, aynı zamanda yaşam paradigmasının da değiştiği çağda yeni yorumlar gerekmez mi?

Ayrıca geçmiş birikim bilinmeden yeni bir şey söylemek mümkün olmaz. Bu nedenle merkez geçmişte yayımlanmış Kuran ile ilgili bütün çalışmaların envanterini çıkarıyor, önemli olanları günümüz diline çeviriyor ve Batılı bilim adamlarının önemli eserlerini düşünce dünyamıza kazandırıyor.

Söyleyeceklerim henüz bitmedi. Daha somut çabaları gelecek hafta aktarabileceğim...

 

Kaynak: http://www.haberturk.com/yazarlar/omer-dincer/1619349-kuramer-islam-dusuncesinde-yeni-bir-umut

 

Prof. Dr. Ali Bardakoğlu yazdı: Kayıt Dışı Din Pazarı

Beklenen Kurtarıcı Gelmeyecek Arkadaşlar

"Mehdilik İslam dışı, kendisini kurtarıcı olarak ortaya atanlar genelde şizofrenik, karizmatik kişiler"

KURAMER Nedir? Tanıyalım..

Yoksulun Hakkı İçin Savaştan CİHAT'a

    Font

    Paylaş