E-BÜLTEN

E-Bülten Kaydı

Tübingen Nüshası

[Uyarı: Bu yazı KURAMER yönetiminden izin alınmaksızın bir başka yerde yayınlanamaz, çoğaltılamaz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.]

 

 

TÜBİNGEN MUSHAFI *
 

Dr. Tayyar Altıkulaç**

Sahabe Asrından Haber

Tübingen Üniversitesi Kütüphanesi’nde yirmiden fazla yazma Kur’an parçası vardır. Ancak bunlardan birinin, erken dönem elyazmaları ile mukayese edildiğinde boyutlarının oldukça küçük olduğu dikkat çekmektedir. Prusya’nın Şam konsolosu olan Johann Gottfried Wetzstein1  tarafından bölgede bulunduğu yıllarda satın alınan koleksiyonun bir parçası olan bu elyazması, Üniversite kütüphanesine 1864 yılında ulaşmıştır. Kütüphanedeki parşömenler Arapçanın en eski yazı formlarından olan Kûfî hat ile yazılı iken bu yazmanın hattı daha erken dönemlere ait yazı çeşidi olan Hicâzîdir. Önceden kütüphanenin kataloğunda XIII. veya IX. asra ait olarak tanıtılan2 yazma üzerinde yapılan karbon incelemesi sonunda, onun VII. asırda (29-56/649-675 yılları arasında) yazılmış olduğunun anlaşıldığı  haberi3, 10.11.2014 tarihinde Üniversitesi’nin web sayfasında yer almıştır.4

Sahabenin pek çoğunun hayatta olduğu yıllarda yazıldığı anlaşılan bu nüsha ile ilgili haber, ilk mushaf nüshaları üzerinde çalışan araştırmacılar için çok önemli idi. Çünkü bugüne kadar incelenen ve hatta tahkik edilip neşredilen eski mushaf nüshalarının hangi yıllara ait olduğu birer tahminden ibaretti. Söz konusu Mushaf (mushaf parçası) ise karbon incelemesine tabi tutulmuş, VII. asrın ilk yarısında yazıldığı bilimsel olarak ortaya konabilmişti.

 

1. Öncelik Değişti

Açıklamayı okuduğumuz günlerde Londra Mushafı’nın tahkiki ile meşgul oluyorduk. Tübingen’deki nüshanın özelliğini dikkate alarak öncelikle onun araştırmacılarla buluşturulması gerektiği kanaatine vardık, linkten indirerek üzerinde çalışmaya başladık.5 Aynı satır düzenine ve imlasına sadık kalarak bilgisayar ortamına aktardıktan sonra Tübingen Mushafı diye adlandırdığımız parçanın, Kur’an-ı Kerim’in yaklaşık %25’inden ibaret olduğunu gördük. Kur’an’ın yaklaşık %25’inin -arada herhangi bir yaprağı eksik olmaksızın- bu çeyrek nüshada yer alması, asıl ve tam nüshanın bilinçli olarak ve belli bir amaçla parçalandığını düşündürmektedir. Anlaşılan o ki, Tübingen Mushafı en az dört kişinin aynı zamanda Kur’an okuyabilmesi için dört parçaya bölünmüş, bir parçası aynı zamanda oryantalist olan bir diplomatın girişimiyle Tübingen Üniversitesi Kütüphanesi raflarında yerini almıştır. Kim bilir, diğer parçalar nerededir ve müslümanlar onlarla nerede ve ne zaman buluşacak veya onların nerede ve hangi Batılı ülkede olduklarının farkına varılacaktır. 

Tübingen Mushafı’nın bu çeyrek bölümünde kayda değer neler gördüğümüze gelince; bugün okumakta olduğumuz mushaf nüshalarıyla aralarında ne gibi değişiklikler tesbit ettiğimiz sorusunun öncelikle akla geleceğini tahmin etmek zor değildir. Nitekim onun üzerinde yapılan özel sohbetlerin hemen ilk sorusu da bu olmuştur. Sahâbiler hayatta iken yazıldığı müsbet ilmin verileriyle ortaya konduğuna göre acaba bu Mushaf’ın bize söylediği yeni/farklı bir şey var mıdır? Sorunun cevabı kolay, açık ve kısadır. Esas metin ve karşılaştırmalı dipnotları incelendiğinde de görüleceği üzere, bazı kelimelerin elif’le veya elif’siz yazılması türünden -daha önce inceleyip neşrettiğimiz mushaflarda görülen- basit imlâ farkları, kezâ sınırlı sayıdaki kâtip sehivleri dışında kayda değer hiçbir farklılık bu Mushaf parçasında da yoktur.

2. Teknik Özellikler

Kıdem itibariyle günümüze ulaşan en eski mushaf nüshalarının ve Mushaf parçalarının muhtemelen önüne geçen Tübingen Mushafı hâlen Tübingen Üniversitesi Kütüphanesi’nde Ma VI 165 numara ile kayıtlıdır. Nüshanın üniversiteye ulaşmasına vesile olan Johann Gottfried Wetzstein, Prusya’nın Dımaşk (Şam) konsolosu olduğuna ve burada uzun yıllar (1848-1862) görev yaptığına göre derlediği koleksiyonu bu bölgeden temin etmiş olduğunu tahmin etmek mümkündür. Dolayısıyla söz konusu Mushaf’ın da Şam bölgesinde yazılmış ve Hz. Osman’ın Şam’a gönderdiği Mushaf’tan kopya edilmiş olduğunu tahmin etmek mümkündür. Nitekim –aşağıda açıklanacağı üzere– daha çok Hz. Osman’ın Medine ve Şam bölgesi mushaflarının imlâ özelliklerini taşıdığı görülmektedir.

Nüsha 77 varak olup 154 tam sayfadan ibarettir. Kütüphanenin kataloğunda verilen bilgiye göre varaklar orta kalınlıkta deridir. Biraz zor okunan yerleri/kelimeleri varsa da, hiç okunamayan satırları yoktur. Bununla birlikte bazı sayfalarda az sayıda hiç okunmayan kelimeler mevcuttur. Nüshada yer alan sûre ve âyetler şöyledir:

 

Sûre Adı Mevcut Âyetleri  Sûre Adı   Mevcut Âyetleri
 el-İsrâ (17)   35-111 (Eksik)  en-Neml (27)    1-93 (Tam)
 el-Kehf (18)   1-110 (Tam)   el-Kasas (28)  1-88 (Tam)
 Meryem (19)  1-98 (Tam)  el-Ankebût (29)  1-69 (Tam)
 Tâhâ (20)   1-135 (Tam)  er-Rûm (30)  1-60 (Tam)
 el-Enbiyâ (21)  1-112 (Tam)   Lokmân (31)  1-34 (Tam)
 el-Hac (22)  1-78 (Tam)   es-Secde (32)   1-30 (Tam)
 el-Mü’minûn (23)  1-118 (Tam)  el-Ahzâb (33)  1-73 (Tam)
 en-Nûr (24)  1-64 (tam)   Sebe’ (34)  1-54 (Tam)
 el-Furkān (25)  1-77 (Tam)   Fâtır (35)  1-45 (Tam)
 eş-Şuarâ (26)   1-227 (Tam)   Yâsîn (36)     1-56 (Eksik)

                             
Aynı katalogda nüshanın 19,5x15,3 (18x13) ebadında olduğu, sayfalarındaki satır sayılarının 18-21 arasında değiştiği belirtilmişse de6, çoğu 19 satır olmak kaydıyla sayfalardaki satır sayılarının 18 ile 23 arasında değişiklik gösterdiği görülmektedir. Mesela 74ab sayfalarında bu sayı 22, 66a ve 67a sayfalarında 23’tür.

Çevremizdeki bazı akademisyenlerle yaptığımız şifahi istişarelerimizde Mushaf’ın 649-675 (29-56) yılları arasında bir tarihte yazılmış olduğu bilgisini şüphe ile karşılayanlar olmuş; karbon incelemesinin yapıldığı deri yapraklar –ilgili raporda belirtildiği gibi– eski de olsa, bu eski malzeme üzerine Mushaf’ın daha sonraki yıllarda yazılmış olmasının akla geldiği ileri sürülmüştür. Oysa 649-675 (29-56) yılları ve hatta daha sonraki dönemler, üzerine yazı yazılabilecek nitelikte malzeme temininin zor olduğu dönemlerdir. Bu tür malzemenin yıllarca değil, birkaç yıl dahi bekletilmesi düşünülemez. Zira hayvan derisinden olan bu varaklar belli ihtiyaçlar için üretilmiş ve hemen kullanılmıştır. Hatta üzerindeki yazı silinerek aynı deri varaklara Kur’an âyetlerinin yazıldığı görülmektedir Bu derilerin stoklanıp onlarca yıl bekletilmesi ihtimal dışıdır. Bu itibarla sözü edilen kuşkuya itibar etmenin doğru olmadığı açıktır.7

Ebadının küçük olması sebebiyle Mushaf'ın VIII. veya IX. asra ait olabileceği tahmin edilmekte iken karbon incelemesi sonuçlarının uzmanları şaşırtmış olmasına gelince; 7-11 Haziran ve 23-27 Ağustos 2008 tarihlerinde San‘â’ya yaptığımız seyahatler sırasında yaklaşık olarak Tübingen Mushafı’nın varakları büyüklüğünde olan ve ilk asırlardan intikal ettiği kabul edilen mushaf parçaları ve varakları tarafımızdan müşahede edilmiştir. Aşağıdaki resimde görülen Mushaf bunlardan sadece birisidir. Bu itibarla söz konusu rapor karşısında hatıra gelen bu tür düşüncelerin, Mushaf’ın anılan tarihler arasında yazılmış olması üzerinde tereddüt uyandıracak bir değeri olmayacağı düşünülmektedir. Önemli olan, üniversite açıklamasında sözü edilen karbon incelemesinin tekniğine uygun olarak yapılmış olmasıdır.

 
Resim: 1 (San‘â’da Cami-i Kebir’de bulunan mushaflardan biri)

 

3. Hz. Osman’ın Mushafı Değil

Mushaf’ın, Hz. Osman’ın yazdırdığı mushaflardan biri olma ihtimali yoktur. Zaten bunu söyleyen de olmamıştır. Aşağıda yer alan hatalı yazılmış veya tashih edilmiş kelimeler bile bunu söylemek için yeterlidir. Ayrıca, Hz. Osman’ın mushaflarından bize nakledilen bazı imlâ özelliklerine (resm-i Osmânî’ye) göre değişik yazım örnekleri de, böyle bir ihtimalin söz konusu olmadığını ortaya koymaktadır. Ancak ilk bakışta onun Hz. Osman’ın Şam’a gönderdiği veya Medine’de alıkoyduğu mushaflarından biri esas alınarak yazıldığını söylemek mümkündür. Şöyle ki; Hz. Osman’ın mushafları arasında,اوصى - وصى/ خيرا منها - خيرا منهما  örneklerinde görüldüğü üzere 40’ın üzerinde kelimede yazım farkı vardır. Ancak Tübingen Mushafı %75 oranında eksik bir nüsha olduğundan onun mevcut varaklarında söz konusu kelimelerden sadece 14’ü yer almaktadır. Konu bu 14 örnekten hareketle incelendiğinde onun Mekke, Kûfe ve Basra mushaflarının imlâsından uzaklaştığı, ama Medine Mushafı ile sadece iki, Şam Mushafı ile üç yerde ayrıldığı görülmektedir. Bir başka ifade ile söylemek gerekirse, bu 14 yerden Medine Mushafı ile 12, Şam Mushafı ile 11 yerde aynîlik göstermektedir (Bu inceleme yazımızın sonundaki farklar cetveline bk.).8 Bu sayı Mekke Mushafı’nda 5, Kûfe Mushafı’nda 8, Basra Mushafı’nda 6’dır. Mushaf’ın uzun yıllar Şam’da görev yapan Prusya konsolosu tarafından Avrupa’ya götürülmüş olması, onun Hz. Osman’ın Şam Mushafı ile ilişkili olma ihtimalini güçlendirmektedir. Ayrıca gerek yazılışı sırasında gerekse çok sonraki dönemlerde ona işlenmiş olan nokta ve harekelerin Şam bölgesi kıraatiyle gösterdiği uyumluluk da Mushaf’ın Şam’lı olduğunu teyit eden bir başka husustur (aş. bk.).

Yaklaşık dörtte üçünün eksik olması sebebiyle bu Mushaf’ın mukaddes metnin korunmuşluğunu ortaya koyacak yeterlikte bir belge kabul edilmeyeceği ileri sürülebilir. Ancak mevcut varaklarındaki sûre ve âyetlerin hem en eski diğer nüshalardakiler ve hem günümüzün matbu mushaflarında yer alanlarla paralellik göstermesinin elbette bir anlamı vardır. Hz. Peygamber’den hemen sonraki yıllarda sahabe neslinden pek çok ismin hayatta olduğu bir zaman diliminde yazılmış olmasının anlamı ise her halde daha büyüktür.

 
4. Yaygın İmlâdan Farklı Yazımlar

a) قال fiili 43 yerde bu şekilde elif’le yazılırken 140’a yakın yerde elif’siz (قل ) yazılmıştır. قالوا fiili de 56 yerde bu şekilde elif'le, 28 yerde elif’sizdir (قلوا). قالت  ise 11 yerde elif’le, 4 yerde elif’siz (قلت ) imlâ edilmiştir.

b) لئن kelimesi 7 yerde bu şekilde yazılırken, 14 yerde lâm’dan sonra elif ilâvesiyle لائن diye yazılmıştır (misal olarak bk. vr. 2a, str. 16).

c) جِئْتَ kelimesi 6 yerde bu şekilde yazılırken 5 yerde جائت şeklinde imlâ edilmiştir (misal olarak bk. vr. 16a, str. 2, 9).

d) شئت kelimesi bir yerde (vr. 37b, str. 7) شائت şeklinde yazılmıştır.

e) Gördüğümüz eski ve yeni hemen bütün mushaflarda الزكوة şeklinde vav’la yazılan kelime bu Mushaf’ın mevcut varaklarında sadece bir yerde buna uygun olarak yazılmış, 8 yerde الزكاة olarak elif’le imlâ edilmiştir (misal olarak bk. vr. 12a, str. 16).

f) داود ismi 3 yerde داود, 3 yerde دواد şeklinde yazılmıştır (misal olarak bk. vr. 45b, str. 18, 20). دواد şeklindeki yazılışı kâtip sehvi olarak değerlendirmek de mümkündür.

g) Kur’ân-ı Kerim’de bir yer hariç olmak üzere (el-Kehf 18/23) elif’siz yazılan شى kelimesi9 bu Mushaf’ın mevcut varaklarında 39 yerde bu yapısını korumuş, 8 yerde شاى  şeklinde elif’le yazılmıştır.

5. Tashih Görmemiş Hatalar

a) كان kelimesi satırın sonunda كا diye yazılmış, diğer satırın başında ن’un yazılması unutulmuştur (bk. vr. 46a, str. 9).

b) لا اعذبنه عذبا شديدا او لاذبحنه ifadesinde ikinci لا’dan sonra yazılması gereken elif, birinci لا’dan sonra yazılmıştır (bk. vr. 46a, str. 10-11). Bu ziyade elifin yazıldığı bütün mushaflarda o hep ikinci لا’nın ardından ilâve edilmiştir.

c) فما اسطعوا ifadesi (vr. 10b, str. 2) فما استطعوا şeklinde yazılmıştır.

d) ائن kelimesi انا olarak yazılmıştır (vr. 41b, str. 20). Hemzeler zaten yazılmadığına göre bu yazım şeklini hata değil, yaygın imlâdan farklı bir yazım olarak değerlendirmek de mümkündür.

e) بالحسنة kelimesi 18. satırın son kelimesi olarak yazıldıktan sonra 19. satırın başında لحسنة şeklinde tekrar yazılmıştır  (vr. 52a, str. 18-19).

f) اندادا kelimesinde ن düşmüş, ادادا olarak yazılmıştır (vr. 71b, str. 15).

Dikkatle değerlendirildiğinde bu hatalı yazımların hepsinin gerçekten kâtip sehvi eseri olduğu anlaşılmakta, yüce kitabın mevsûkıyetine gölge oluşturacak hiçbir değer taşımadıkları görülmektedir. Nitekim hemen bütün el yazması eski, orta ve yakın dönemlere ait nüshalarda az veya çok bu tür sehiv eseri örneklerle karşılaşılmaktadır.

6. Mushaf’ta Hareke, Nokta, Durak ve Ta’şir İşaretleri

a) Mushaf’ta yer yer şeklen benzer olan harfleri birbirinden ayırmak üzere konmuş noktalar görülmektedir. Bunlar ب ve ن gibi harflerin altına ve üzenine bir, ت’nin üstüne ve ي’nin altına üstüste ikişer olmak üzere hafif sola eğimli kısa çizgiler şeklindedir, bugünün fetha veya kesresine benzer işaretlerdir. ث harfinin üzerindeki işaret ise üstüste üç çizgi şeklindedir.

b) Âyetlerin sonunda durak işaretleri vardır. Bunlar genelde üstüste istif edilmiş üç çizgi halinde, bazen de bu üç çizginin üçgen oluşturması biçimdedir (Resim: 2, 3). Üç yerine iki çizgi ile gösterilmiş durak işaretleri de vardır. 
       

   
Resim: 2                                                     Resim: 3

c) Her on âyetin sonunu işaret etmek üzere de kırmızı mürekkeple dairevî ta’şir işaretlerine yer verilmiştir (Resim: 4, 5). Özellikle ta’şir işaretlerinin Mushaf’a sonraki dönemlerde işlendiği düşünülmektedir. Zira söz konusu âyetlerin sonlarında, bu işaretlerin işlenebileceği kadar boşluklar yoktur ve bunların iki âyet arasına sonradan sıkıştırılmış olduğu anlaşılmaktadır. 

                                                    Resim: 4                                              Resim: 5

d) Üniversite Kütüphanesi’nin kataloğunda Mushaf’ın tanıtılması amacıyla kaydedilen ifade şöyledir: “Mushaf’ta harflerin noktaları (benzer harfleri birbirinden ayıran işaretler) eksiktir. Kırmızı noktalarla yapılan seslendirme (harekeleme) ise günümüzde kullanıldığı şekilde daha sonraki bir el tarafından ikmal edilmiştir”.10 Bu bilgiye katılmak mümkün olmakla birlikte şu hususların belirtilmesinde fayda vardır: Şeklen benzer olan harfleri birbirinden ayıran noktalar (yatay çizgiler) gerçekten eksiktir. Harekeleme için kırmızı noktaların da -bir kısmı zamanla silinmiş de olsa- tam olduğu söylenemez. Hareke yerine kullanılan bu noktaları tamamlamak üzere sonradan ikmal edildiği belirtilen ve bu günkülere benzeyen harekelere gelince, onlar da tam değildir. Bazı sayfalarda yok denecek kadar azdır. Bunların önemli bir kısmı, muhtemelen Mushaf’ın yazıldığı dönemde aynı amaçla ona işlenmiş olan kırmızı noktaların üzerine veya altına konmuştur ki, buna bir anlam vermek zordur (bk. Resim: 6). Resimde de görüldüğü üzere buradaki kelimelerin hemen hepsi üzerinde fethayı göstermek üzere hem kırmızı noktalar ve hem siyah fetha işaretleri vardır. فلك kelimesinin altında ise tenvin’i göstermek üzere hem kırmızı iki nokta ve hem günümüzde kullanılan tenvin işaretleri bulunmaktadır.
 


Resim: 6

Nokta şeklindeki bu kadim kırmızı harekelerin üstüne veya altına ayrıca siyah mürekkeple günümüzde kullanılan fetha işaretinin konmuş olması, herhalde bunu yapanın bilgisizliği ve bu nadide nüshanın değerini takdirden aciz olması ile ilgilidir. Bu kişi muhtemelen kırmızı işaretlere bir anlam verememiş, onların yerine hareke koymak gerektiğini düşünmüş olmalıdır. Mushaf’a siyah mürekkeple yapılan bu acımasızca müdahaleler harekeleme ile sınırlı kalmamış, mürekkebi iyice zayıflamış kelime ve âyetleri, hatta bütünüyle bazı sayfaları da içine almıştır.

e) Sûre aralarında birer satırlık boşluk bırakılmış, bu boşlukların hepsi değilse de bazıları renkli süslemelerle doldurulmuştur (Resim: 7, 8).

 
 

Resim: 7

Resim: 8

Buralara ayrıca sûre adlarını ve âyet sayılarını belirten ibareler yazılmıştır. Nüshayı ayrıntılı şekilde incelemek ve özellikle âyet sayıları üzerinde inceleme yapmak isteyenlerin bu ibarelerde değerlendirecekleri hususlar bulunduğunu söylemek mümkündür. Mesela nüshada yer alan ilk âyetlerden (başlığı ve baş tarafı bulunmayan İsrâ sûresinden) sonra ilk karşılaşılan sûre başı 5. varakta yer almakta olup bu sûredeki âyet sayısı günümüz mushaflarında 110 olarak gösterilmiş, bu Mushaf’ta ise 105 olduğu belirtilmiştir (Resim: 9). Biliyoruz ki Mekkî ve Medenî sayımında bu sûrenin âyet sayısı 105, Şâmî sayımında 106, Kûfî sayımında 110, Basrî sayımında ise 111’dir. Buna göre Mushaf’ın âyet sayımında Medenî sayımının esas alındığı anlaşılmaktadır.11 Bunu ifade eden ibarenin الكهف مائة وخمس ايات  şeklinde üstüste iki defa yazıldığı görülmektedir. Sebe’ sûresinin başında âyet sayısını belirten ibarenin yakışıksız bir şekilde iptal edilmiş olması da bir zamanlar Mushaf’ın ehil olmayan, duyarsız ve sorumsuz kişiler elinde bulunduğunu göstermektedir (Resim: 10).
 


Resim: 9
 


Resim: 10
  
 
Resim: 11

 

8. Mushaf’ın Kıraatlerle İlişkisi

Sondaj yöntemiyle yaptığımız inceleme, yukarıda zikrettiğimiz işaretlerin Şam bölgesinde yaygın olan okuyuşa uygun olarak işlendiğini göstermekte, bu da Mushaf’ın bu bölgede yazılmış bir nüsha olduğunu teyit etmektedir. Birkaç örnek:

a) Şam kıraat imamı İbn Âmir (ö. 118/736) ولا تُشْرِكْ ifadesini (el-Kehf 18/26; vr. 6b, str. 14) ت  ile ve ك’ı cezmederek okumuş, diğerleri يـ ile ve ر’nın kesriyle, ك’ın da zammiyle ولا يُشرِكُ diye kıraat etmiştir (bk. Dânî, et-Teysîr, s. 143). Mushaf’ın noktalaması buna uygundur. Mushaf’ta رُحُمًا kelimesinde (el-Kehf 18/81; vr. 9b, str. 11) حـ’nın üzerine zamme işareti konmuştur. Benzer bazı kelimelerin de okunuşuna bakılırsa İbn Âmir’in okuyuşunun bu Mushaf’a uygun olduğunu söylemek doğru olacaktır.

b) Mushaf’ta رُحُمًا kelimesinde (el-Kehf 18/81; vr. 9b, str. 11) hâ’nın üzerine zamme işareti konmuştur. İbn Âmir’in okuyuşu buna uygun olup diğer imamlar bu harfi iskân etmişlerdir (bk. a.e., s. 145).

c) İbn Âmir ve Medine kıraat imamı Nâfi‘ ولم يُقْتِرُوا ifadesini (el-Furkan 25/67; vr. 40b, str. 10) yâ’nın zammı ve tâ’nın kesriyle, Mekke kıraat imamı İbn Kesir ve Basra kıraat imamı Ebû Amr yâ’nın fethi ve tâ’nın kesriyle ولم يَقْتِرُوا, diğerleri yâ’nın fethi ve tâ’nın zammiyle ولم يَقْتُرُوا okumuşlardır (bk. a.e., s. 164). Nâfi‘ ve İbn Âmir’in okuyuşları Mushaf’a sonradan işlenen bu harekelere uygundur.

d) İbn Âmir سادتِنا terkibini (el-Ahzâb 33/67; vr. 69a, str. 9) cemi kalıbıyla (د harfini meddederek ve ت’yi kesre ile) okurken diğer kurrâ müfred olarak ve ت’yı naspederek okumuşlardır (bk. a.e., s. 179). İbn Âmir’in okuyuşu kelimedeki ت’nin altına kırmızı ve siyah mürekkeple işlenmiş eski ve yeni harekelere uygundur.

 

 

DİPNOT:

*Bu makale Dr. Tayyar Altıkulaç tarafından hazırlanıp IRCICA tarafından yapılan Tübingen Mushafı neşrinin (İstanbul 2015) önsözünden kısaltılarak KURAMER için hazırlanmıştır.

** Diyanet İşleri Başkanı (E) / İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı
     

1. Johann Gottfried Wetzstein (1815-1905) Leipzig Üniversitesi’nde Protestan ilahiyatı ve Sami dilleri okudu. Arapça ve Aramice öğrendi. Die Prophetenlegenden des Islam. Aus dem Arabischen des Abderrahman Bestami übersetzt (İslam’da Peygamber Efsaneleri. Abdurrahman Bestami’nin Arapça eserinden tercüme) ünvanlı teziyle doktorasını tamamladı. Kendini tamamen şark dillerini öğrenmeye adadı, Türkçe ve Farsça öğrendi. Suriye’yi tanımak amacıyla Şam’da ihdas edilen Prusya Konsolosluğu görevine talip oldu ve 1848’de bu göreve ilk Prusya Kraliyet konsolosu olarak atandı, Ağustos 1961’e kadar buradaki görevini sürdürdü. Wetzstein Suriye’de geçirdiği yaklaşık on yılda sadece konsolos olarak görev yapmamış, aynı zamanda araştırmacı olarak da olağan üstü faal olmuştu. Bu yıllarda özellikle Şam’da topladığı zengin Şark elyazmaları koleksiyonlarıyla tanındı. Onları Berlin, Leipzig ve Tübingen’deki kütüphanelere sattı. Daha sonra Suriye ve Filistin’in coğrafyası ve etnolojisi alanında araştırmacı olarak isim yaptı. Bazı gazete makaleleriyle geniş kitlelere Suriye’nin coğrafyasını, kültürünü ve yaşamını tanıtmaya çalıştı (bk. Ingeborg Huhn, Der Orientalist Johann Gottfried Wetzstein als preußischer Konsul in Damaskus, dargestellt nach seinen hinterlassenen, s. 1-7, Berlin: Klaus Schwarz Verlag 1989).

2. Max Weisweiler, Verzeichnis der Arabischen Handschriften, II, s. 125, Leipzig 1930.

3. Karbon incelemesinin doğruluk oranının ise %95.4 olduğu belirtilmektedir.

4.http://www.uni-tuebingen.de/aktuelles/pressemitteilungen/newsfullview-pressemitteilungen/article/raritaet-entdeckt-koranhandschrift-stammt-aus-der-fruehzeit-des-islam.html

5. http://idb.ub.uni-tuebingen.de/diglit/LXV48_qt-MaVI-2.

6. Max Weisweiler, Verzeichnis der Arabischen Handschriften, II, 125.

7. 20. Asrın ortalarında devlet dairelerine gelen resmi yazıların zarflarının çöpe atılmadığı, idareciler tarafından müsvedde kâğıdı olarak kullanıldığı bizim yaşımızda olanların çok iyi hatırladığı bir Türkiye ve hatta dünya gerçeğidir. Bu durumu dikkate aldığımızda 14 asır önce Arabistan gibi bir coğrafyada mushaf yazımı için hazırlanan derilerin senelerce stoklarda bekletilmesi gibi bir uygulamanın ne kadar ihtimal dışı olduğu daha kolay anlaşılacaktır. Bunu daha iyi anlayabilmek için mesela Topkapı Mushafı’nın 410, TİEM Mushafı’nın 438, Kahire el-Meşhedü’l-Hüseynî ve Taşkent mushaflarından her birinin 1.000’e yakın varak ihtiva ettiğini bir an için hatırlayalım; bir koyun veya sığır derisinden ancak birkaç varak üretilebileceğini de kabaca tahmin edelim. Böylece bir mushaf için kaç hayvan kesmek gerektiğini hesaplamak her halde zor olmayacak ve mesela 50 yıl sonrası için bir kenara birkaç yüz varaklık deri koyup bekletmenin hiç de düşünülebilir bir şey olmadığı anlaşılmış olacaktır.

8. Tübingen Mushafı’nın, Hz. Osman’ın mushaflarından Medine Mushafı ve Şam Mushafı ile ayrıldığı veya birleştiği yerlerin sayılardan söz ederken bir hususu hatırlatmamızda fayda vardır. 1) Bu örneklerden el-İsrâ sûresindeki (17/93)  قل kelimesi bu Mushaf’ta da  قل şeklinde elif’siz yazıldığı halde biz ona قال olarak (elif’li) itibar ettik. Çünkü -aşağıda açıklanacağı üzere- bu Mushaf’ta قال kelimelerinin çoğu elif’siz yazıldığı gibi -burada قل şeklinde yazılmış da olsa- lâm’ın üzerinde/önünde fethaya işaret etmek üzere kırmızı bir nokta vardır (bk. vr. 4a, str. 2). 2) el-Mü’minûn sûresindeki سيقولون الله (23/87, 89) kavl-i kerimindeki الله lafzında görülen elif’ler -metin tesbitinde aynen yazılmışsa da- başka bir kalemle sonradan ilâve edildiği için (bk. vr. 32a, str. 6, 8) söz konusu değerlendirmemizde dikkate alınmamış, bu örneklerin Medine ve Şam mushafları gibi elif’siz olduğu kabul edilmiştir.

9. bk. Dânî, el-Mukni‘, s. 42; Ebû Dâvûd, Muhtasaru’t-Tebyîn, III, 805.

10. Max Weisweiler, Verzeichnis der Arabischen Handschriften, II, 125.

11. bk. Dânî, el-Beyân fî ‘addi âyi’l-Kur’ân, s. 179.

       

 

BİBLİYOGRAFYA:

   Altıkulaç, Tayyar, Hz. Ali’ye Nisbet Edilen Mushaf-ı Şerif (San‘â Nüshası), İstanbul 1432/2011.

   Dânî, Ebû Amr Osman b. Saîd, el-Mukni‘ fî ma‘rifeti mersûmi mesâhifi’l-emsâr (nşr. Muhammed Ahmed Dehmân), Dımaşk 1359/1940.

     a.mlf., et-Teysîr fi’l-kırââtis-seb‘ (nşr. Otto Pretzl), İstanbul 1930.

    a.mlf., a.mlf., el-Beyân fî ‘addi âyi’l-Kur’ân (nşr. Gānim Kaddûrî el-Hamed), Küveyt 1414/1994.

   Ebû Dâvûd, Süleyman b. Necâh, Muhtasaru’t-Tebyîn li hicâi’t-tenzîl (nşr. Ahmed b. Ahmed b. Muammer Şirşâl), Medine 1423/2002.

      Ebû Şâme, el-Murşidu’l-vecîz, Beyrut 1395/1975. 

    Ingeborg Huhn, Der Orientalist Johann Gottfried Wetzstein als preußischer Konsul in Damaskus, dargestellt nach seinen hinterlassenen, Berlin: Klaus Schwarz Verlag 1989.

     İsmail b. Ali el-Ekva’, “Câmi‘u San‘â’ Ebrezü ma‘âlimi’l-hadârati’l-İslâmiyye fi’l-Yemen”, Mesâhifü San‘â’, Cümâdi’l-âhire - Şaban 1405/1985.

    Gözeler, Esra ve dğr., “Corpus Coranicum Projesi: Kur’an’ı Geç Antik Döneme Ait Bir Metin Olarak Okumak”, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Ankara 2012, LXXIII, sy. 2,  s. 219-253.

     http://idb.ub.uni-tuebingen.de/diglit/LXV48_qt-MaVI-2.

     İbn Kesîr, Ebü’l-Fidâ İsmail b. Kesîr, Fedâilü’l-Kur’ân, Beyrut 1385 / 1966.

     İbnü’l-Cezerî, Ebü’l-Hayr Muhammed b. Muhammed, en-Neşr fi’l-kırââti’l-‘aşr (nşr.

     Ali Muhammed ed-Dabbâ‘), Kahire ts. (Matbaatü Mustafa Muhammed).

     Mahdûm, İsmail, Târîhü’l-Mushafi’l-‘Osmânî fî Taşkand, Taşkent 1391/1971.

     Max Weisweiler, Verzeichnis der Arabischen Handschriften, Leipzig 1930.

     Müneccid, Salâhuddin, Dirâsât fî târîhi’l-hatti’l-‘Arabî, Beyrut 1972.

    Puin, Elisabeth, “Ein früher Koranpalimpsest aus San‘ā’ (DAM 01-27.1)”, Schlaglichter Die beiden ersten islamischen Jahrhunderte, Berlin 2008, s. 461-463.

    Serin Muhittin, Hattın Güneşi Ahmed Şemseddin Karahisârî ve Mushaf-ı Şerîfi, İstanbul 2015.

    Yıldırım Suat, “el-Ahrufü’s-seb‘a”, DİA, İstanbul 1989, II, 175-177.

 

 

      Font

      Paylaş