Ortographic Rules

Genel İmlâ Kuralları

(Bu konuda Sn. İsa Kayaalp tarafından İSAM için hazırlanan, çok cüz’î adaptasyonlarla aşağıya dercettiğimiz “Genel İmla Kuralları” geçerli olacaktır)

A) Büyük Harflerin Yazılışı

Şahıs adları, coğrafî isimler, kitap, dergi ve makale adları yanında din, mezhep, tarikat adları ile ırk, dil, lehçe adları, tarihî olaylar, kurum adları ve idarî birlikler de özel isim olarak kabul edilir. Türkçede yaygın olarak kullanılan Arapça ve Farsça asıllı özel adların okunuşunda Türkçe söyleyiş esas alınır.

1. Şahıs Adları

Şahıs adlarının yazılışında Türkçe söyleyiş esas alınmakla birlikte, 1928 harf devrimi öncesi ve sonrası için birbirinden farklı bazı yöntemlerin izlenmesi tabiidir. Buna göre, özel adlarda aşağıda belirtilen esaslar uygulanır:

a) Şahıs adlarının yazılışında, genel olarak açık hecelerdeki uzunluklar “düzeltme” (^) işareti ile gösterilir: “Âlî, Fuzûlî, Mücâhid, Kâsânî, Süyûtî” gibi. Kapalı hecelerdeki uzunluklar ise daha çok terkiplerde gösterilir: “Necmeddin à Necmeddîn-i Kübrâ, Celâleddin à Celâleddîn-i Rûmî, Abdülkerim à Abdülkerîm-i Keşmîrî” gibi.

b) Türkçeye mal olmuş isimlerin yazılışında, Kaf (ق) ve gayın (غ) harfinden sonra gelen sesli harflerin uzatılması gereken yerlerde, uzatma işareti (^) yerine “düz çizgi” (-) kullanılır: “Abdülkādir, Gālib, Gūrîler, Müttakī” gibi. Hece sonundaki gayınlar ise “yumuşak g” (ğ) ile gösterilir.

c) Transkribize edilen isimlerde ayın ve hemzeler sırasıyla (ʿ) ve (ʾ) işaretleriyle gösterilir: “Yaʿkūb, Mesʿūd, Luʾluʾ, Meʾmūn, Neşʾet, Abdunnāfiʿ ve Şucāʾ” gibi.

d) Yumuşak “b, c, d” sesleri hece ve kelime sonlarında korunur, harf devriminden sonraki dönemde ise bu harfler sert sessizlerle (p, ç, t) yazılır: “Yâkub à Yakup, Behîc à Behiç, Ahmed à Ahmet, Mehmed à Mehmet” gibi.

e) ‘Din’ kelimesi ile yapılan isimlerde, ‘d’li biçimi korunmakla birlikte, Türkçede yaygın olarak  kullanılan biçimlerindeki söyleniş esas alınır: “Celâleddin à Celâlettin, Fahreddin à Fahrettin, Necmeddin à Necmettin, Şehâbeddin à Şehabettin” gibi. Türkçede kullanımı yaygınlaşmamış Arapça asıllı isimler ise transkribize edilir: “ʿAdūduddīn, ʿİmāduddīn” gibi.

f) Arapça yapıya göre yazılan isimlerde ‘ibn’ ve onun kısaltılmışı olan ‘b.’, i‘raba tesir ettirilir ve ‘ibn’ kendisinden sonraki kelimeye bitiştirilmediği zaman “İbn” şeklinde yazılır: “İbn ʿAbdirabbih, İbn ʿAbdilber, ʿAbdullāh b. ʿAbdilmuṭṭalib, Abdullah b. Ebī Bekr, İkrime b. Ebī Cehl, Ebû Abdillah” gibi. Vasıl halinde ise kelime sonundaki hareke Türk söyleyişindeki gibi “ü” değil “u” şeklinde yazılır: “İbnu’l-Eŝīr, İbnu’n-Nedīm, İbnu’r-Rūmī” gibi.

g) ‘Abd’ ile başlayan Arapça asıllı birleşik isimler “Abdulaziz, Abdulmuttalib, Abdurrahim, Abdussamed” de olduğu gibi “u” ile ve ‘muzafun-ileyh’leriyle bitişik yazılır. Ayrıca bu isimler, dipnot ve bibliyografyada iseler transkribize edilirler: “ʿAbdulʿazīz, ʿAbdulmuṭṭalib, ʿAbduṡṡamed” gibi.

h) ‘Ebû’ kelimesi, Türkçeye mal olmuş isimlerde ‘ebû’, transkribize edilen isimlerde ise ‘ebū’ şeklinde yazılır. Bitiştirildiğinde ise, transkribize hallerde gene ‘ebū’ olarak yazılır (Ebū’l-Fetḥ gibi); diğer hallerde ise ‘ebu’ şeklinde uzatmasız yazılır: “Ebu’l-Fazl, Ebu’l-Feth, Ebussuûd, Ebuzziyâ” vb.

i) Şahıs adlarında ‘b.’den sonra gelen, harf-i ta‘rifli ‘isim’lerin başındaki ‘el-’, transkribize edilen isimlerde yazılır: “ʿAbdullāh b. el-Mubārek, ʿAṭıyye b. el-Esved” vb. Diğer durumlarda ise yazılmaz: “Abdullah b. Mübârek, Atıyye b. Esved” vb. Sıfat ve nisbelerde ise harf-i ta‘rif daima korunur: “Abdullah el-Harrâz, Abdullah b. Sâlih el-Mısrî” vb.

j) Sonu çift sessizle biten (şeddeli) özel isimlerde –transkripsiyon gerekmeyen ahvalde– son sessiz yazılmaz: “Abdullah b. Ced, Abdulhay el-Hasenî, Esam (Abdullah b. Cedd, Abdulhayy el-Hasenî, Esamm değil)”, ek alması halinde ise –her ahvalde– yazılır: “Abdullah b. Cedd’in, İbn Abdilberr’in” vb.

k) Şahıs ad ve soyadlarının ilk harfleri büyük yazılır: “Muhammed Hamdi Yazır, Max Horten, İbn Teymiyye, Hâfız-ı Şîrâzî” vb.

l) Mahlaslarla, bir çeşit mahlas olan takma adların ilk harfleri de büyük yazılır: “Avnî (Fâtih Sultan Mehmed), Bahtî (Sultan I. Ahmed).”

m) Batı dillerine ait özel adlar asıllarına uygun yazılır: “Cervantes, Charlemagne, Shakespeare, Immenuel Kant” vb. Ancak Türkçe biçimleriyle yaygınlık kazanmış ve artık aslının yerine geçmiş olanlar ise orijinal şekillerine tercih edilir: “Napolyon, Sokrat, Pisagor” vb.

2. Unvanlar

a) Şahıs adlarının önüne ve sonuna gelen unvan gibi vasıf bildiren adlar büyük harfle yazılır: “Damad İbrahim Paşa, Ebussuûd Efendi, Şeyh Gaybî” gibi.

b) Padişah, sultan, halife, kral, kadı (idarî anlamda), vali, dük, emîr, kaymakam gibi unvanlar, o unvanı taşıyanın sıfatı gibi kullanıldığı zaman (adıyla birlikte) büyük harfle başlar: “Sultan Ahmed, Halife Ömer, Kral Abdülaziz” gibi.

c) Metin içinde o unvanı taşıyan kişi kastedilerek unvan kullanılırsa küçük harfle yazılır. Bu unvanlar isim tamlamasının ikinci unsuru olarak, o unvanı taşıyanın adıyla birlikte kullanıldığı zaman büyük harfle yazılır: “Hicaz Valisi Haccâc, Osmanlı Sultanı I. Ahmed” gibi.

d) Unvanlar, unvanın sahip olduğu kişiler anılmıyorsa küçük harfle yazılır: “İstanbul kadısı, Osmanlı sultanı, Yalova valisi, Nakşî şeyhi” gibi.

3. Dil, Din, Mezhep, Milliyet ve Akımlar

a) Milliyet, ırk, boy, oymak, dil ve lehçe adlarının ilk harfi büyük yazılır: “Türk, Türkmen, Tatar, Alman, Fransız; Türkçe, Arapça, İngilizce, Kırgız Türkçesi” vb. Özel isimlerden türeyen isim, sıfat ve fiillerin de ilk harfi büyük yazılır: “Türkleşmek, İslâmlaşmak, Türkçülük, Avrupalı” gibi.

b) Din, mezhep ve tarikat adları büyük harfle başlar: “Budizm, Hıristiyanlık, İslâmiyet, Yahudilik; Hanefî, Mâlikî, Şâfiî; Bayramiyye, Mevlevîlik” gibi.

c) Asıl adlardan sonra gelen belirleyici kelimeler ise küçük harfle yazılır: “İslâm dini, Bakara sûresi, Hanefî fıkhı, Mâlikî mezhebi, Şâfiî ulemâsı, Bayramiyye tarikatı, Mevlevî âyini” gibi.

d) Özel isim olarak kullanılan kelimeler sıfat oldukları zaman da büyük harfle başlar: “Hanefî imam, Mevlevî şair, Sünnî fırkalar, Şiî müellif” gibi.

[Çağrıcı Hoca’nın Notu: Dinî mezhebi aidiyet ifade eden, fakat aslı özel isim (Şafiî mezhebi gibi) olmayan isim veya sıfat olarak kullanılan kelimelerin (müslüman, hıristiyan, yahudi gibi) ilk harfi büyük mü, küçük mü olacak? (Bence küçük olmalı)]

e) Materyalizm, pozitivizm, rasyonalizm, realizm gibi fikrî ve ilmî akımlarla, bunların sıfat biçimleri de küçük harfle yazılır: “natüralist, pozitivist, sosyalist” gibi.

4. Coğrafî Adlar

1. Bütün coğrafî yer adlarının ilk harfi büyük yazılır. İki ve daha çok kelimeden meydana gelen yer adları da genellikle bitiştirilerek yazılır:

a) Bölge, yer, ova, dağ, deniz, göl, akarsu, orman gibi birden fazla kelimeden meydana gelen coğrafî adlar sıfat tamlaması şeklinde ise bitişik yazılır: “Karacaahmet, Acıgöl, Akşehir, Akçakoca, Sarıyer, Eskişehir, Uludağ, Karadeniz” vb.

b) İsim tamlamalarında da aynı yol takip edilir: “Pınarbaşı, Anadolukavağı, Sarayburnu, Kızkulesi, Edirnekapı” vb.

c) Birleşik kelime haline gelmemiş isim tamlamalarının ikinci kelimeleri ise küçük harfle yazılır: “Marmara denizi, Ağrı dağı, Çoruh ırmağı, Alp dağları, Basra körfezi” vb.

d) İslâm ülkeleriyle ilgili yer adlarının imlâsında İslâmî kaynaklardaki biçimin yanı sıra Türk telaffuzu esas alınır: Haleb à Halep, Bağdad à Bağdat vb. Özellikle Endülüs ve Afrika’ya ait yer adlarında Batılılar’ca kabul edilen şekil, ilk geçtiği yerde İslâmî kaynaklarda geçen biçimin yanına parantez içinde yazılması daha uygun olur: “Ammûriye (Amorion), İşbîliye (Sevilla), Suveyre (Mogador)” vb.

e) Batı dünyasına ait yabancı yer adlarının imlâsında orijinal şekiller korunur: “New York, San Francisco, New Hampshire, New Orleans” vb. Türkçe’de yaygınlık kazanmış kullanımlar ise orijinaline tercih edilir: “Londra (London değil), Münih (München değil), Lozan (Lausanne değil)” vb.

5. Ülke Adları  ve İdarî Yapıları

a) Ülke adları ve ülke adlarından önce veya sonra idarî yapı veya sistemi belirten kelimelerin ilk harfleri büyük harfle yazılır: “Türkiye, Almanya, Türkiye Cumhuriyeti, Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Arap Emirlikleri” gibi.

b) Yerleşim birimlerinin adlarından sonra gelen “vilâyet, eyalet, sancak, şehir, kaza, köy, ilçe, mahalle” vb. mülkî birim bildiren kelimeler küçük harfle ve ayrı yazılır: “Rumeli beylerbeyiliği, Trabzon sancağı, Aden eyaleti, İstanbul şehri, Bağdat vilâyeti” vb.

c) Tarihte adı geçen imparatorluk, devlet, krallık, şahlık, hanlık, emirlik gibi idarî yapıyı belirten adların her kelimesi büyük harfle başlar: “Avusturya İmparatorluğu, Osmanlı Devleti, Dulkadıroğulları Beyliği, Mekke Emirliği” gibi.

 6. Yön İsimleri

  a) Batı, doğu, kuzey, güney, iç, yukarı gibi yön belirten kelimeler coğrafî isimlerin önüne geldiklerinde büyük harfle yazılır: “Kuzey Anadolu, İç Anadolu, Yukarı Fırat, Kuzey Afrika” vb.

b) İki yönün birleşmesinden meydana gelen ara yön isimleri bitişik yazılır. Bunlar coğrafî isimlerin önüne geldiklerinde ilk harfleri büyük, tek başlarına olduklarında ise küçük harfle yazılır: “Güneydoğu Anadolu, Kuzeydoğu Asya; Anadolu’nun güneydoğusunda oturan insanlar, kışın kuzeydoğudan esen rüzgârlar” vb.

c) Kavram olarak kullanılan ve bir düşünceyi yansıtan yön isimleri büyük harfle yazılır: “Batı kültürü, Doğu düşüncesi, Kuzey tehlikesi” gibi.

7. Tarihî Dönemler, Savaş ve Antlaşmalar

a) İlkçağ, Ortaçağ, Yeniçağ, Yakınçağ gibi dönem adlarının ilk harfi büyük ve bitişik olarak yazılır. “Geç Hitit, Erken-devir Mezopotamya sanatı” gibi kullanışlarda “geç” ve “erken” kelimelerinin ilk harfi de büyük yazılır.

b) “Devri, zamanı, çağı” gibi kelimeler küçük harfle yazılır: “Fâtih Sultan Mehmed devri, Sultan Ahmed zamanının büyük âlimi” gibi (Lâle Devri hariç).

c) Önemli tarihî olayların, savaş adlarının ve antlaşmaların her kelimesi büyük harfle başlar: Cemel Vak‘ası, Tebuk Seferi, Bedir Gazvesi, Malazgirt Savaşı gibi.

8. Kurum ve Yapı Adları

a) Kurum ve yapı adlarının her bir kelimesi büyük harfle başlar: “Türkiye Cumhuriyeti Diyanet İşleri Başkanlığı, Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi, Süleymaniye Kütüphanesi” gibi.

b) Farsça kurala göre yazılan kurum adlarında da aynı usul geçerlidir: “Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye, Mekteb-i Tıbbiyye-i Şâhâne, Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyun” gibi.

c) Arapça kurala göre yapılan kurum adlarında ise sadece ilk kelime (ve varsa özel ad) büyük harfle, diğer öğeler küçük harfle yazılır: “Dârülmuallimîn, Dârülfünûn, Dârü’l-kütübi’z-Zâhiriyye, Mektebetü’l-matbaati’l-Arabiyye” gibi.

9. Kitap, Dergi ve Makale Adları

a) Türkçe’de kitap, dergi vb. adlardaki kelimelerin ilk harfleri büyük yazılır. Ancak bu adlar arasında yer alan “ile”, “ve” gibi bağlaçlar küçük harfle başlar: İslâm Araştırmaları Dergisi, “Bursa’da Zaman”, Ahlâk ile Dinin İki Kaynağı, İletişim ve Dil vb.

b) Farsça kurala göre yapılan kitap adlarında da her öğe büyük harfle başlar: Gülzâr-ı Tennûrî, Kitâb-ı Bahriyye, Fihrist-i Kitâbhâ-yı Fârisî vb.

c) Arapça kurala göre yapılan kitap adlarında ise harf-i ta‘riflerin ve “hurûfu’l-me‘ânî”nin dışındaki öğeler büyük harfle başlar: Usdu’l-Ġābe, Murūcu’z-Zeheb, Futūhu’l-Buldân, el-Mesālik ve’l-Memālik vb.

d) Kitap, dergi ve gazete gibi bütün matbu yayınlar şekil itibariyle italik yazılır ve Arapçadan latinize edilenlere transkripsiyon uygulanır. Hadis kitapları ve onların bölümlerine ilişkin yazılımlarda da aynı uygulama geçerlidir.

e) İngilizce, Almanca, Fransızca vb. dillere ait eser adları, bu dillerin imlâ kurallarına göre veya eserin iç kapağında yer aldığı şekliyle yazılır.

B) Küçük Harflerin Yazılışı

1. Ünlülerin Yazılışı

Türkiye Türkçesi’nde aslî uzun ünlü olmadığı için Arapça ve Farsça’dan dilimize giren ve yaygın bir kullanıma sahip olan kelimelerin uzun ünlüleri umumiyetle kısalır. Kısalmayan uzun ünlülerin ise yazıda gösterilip gösterilmemesi veya nasıl gösterileceği konusu imlâmızın önemli sorunlarından birini oluşturur. Bu husus kelimelerin  yaygınlık derecesine göre ele alınır ve “düzeltme işareti” (^) yazıda uzun ünlüleri göstermek için kullanılır. Bu işaretin aynı zamanda inceltme işareti olarak da kullanılması çoğu zaman yanlış okuyuşlara ve tereddütlere sebep olmaktadır.

Buna göre düzeltme işareti (^) aşağıdaki durumlarda kullanılır:

a) Yazılışları aynı, okunuş ve mânaları farklı olan kelimelerde düzeltme işareti kullanılır: “adet-âdet, alem-âlem, aşık-âşık, batın-bâtın, hadis-hâdis, hala-hâlâ, mani-mâni, nazım-nâzım, vakıf-vâkıf” gibi.

b) Uzatma ve inceltmenin bir arada bulunduğu durumlarda, uzatma ve inceltmeyi gösteren ortak bir işaret olarak kullanılır: “Âgâh, ahkâm, ahlâk, İslâm, kâfir, kâgir, kâmil, lâle, lâyık, lâzım, mükâfat, sülâle, ulûfe, vilâyet” gibi.

c) Hece sonlarındaki (kelime sonu müstesna) “ayın” sesinin düşmesiyle kendinden önceki ünlüyü uzatması halinde kullanılır: “Âlâ, âmâ, mâlum, mâbed, mâbud, mâna” gibi.

Bazı terim ve kelimelerin yazılımında yanlışlığa meydan vermemek için ‘hemze’ye karşılık (ʾ), ‘ayın’a karşılık ise (ʿ) özel transkripsiyon işareti kullanılır: “BiʾruʿAbbās,; Miʿrāc, Muʿtezile, Caʿferiyye, Kâʿbiyye” gibi. Ancak hemze kelimenin başında ise, (ʾ) kullanmaya gerek yoktur.

d) Kullanılışları yaygınlaşmamış veya terim kabul edilmiş olan Arapça ve Farsça kelimelerdeki aslî uzunlukları göstermek için de (^) kullanılır.

e) Türkçe’ye Batı dillerinden gelen ve ince ses taşıyan kelimelerde düzeltme işareti kullanılmaz: “Klasik (klâsik değil), lamba (lâmba değil), laik (lâik değil), planet (plânet değil), plastik (plâstik değil), plan (plân değil)” gibi.

2. Nisbet “î”si

a) Arap ve Fars dillerinin bir özelliği olan nisbet “î”si, kelimelerin çekim eki almış biçimleri ile nisbet ekli şekillerini birbirine karıştırmamak için Türkçe’de de kullanılmaktadır: “İlmi-ilmî, dini-dinî, resmi-resmî” gibi.

b) Dilimizde nisbet “î”sini göstermek için düzeltme işareti kullanılır: Askerî, siyasî, ticarî vb. Ancak bazı kelimelerde kısa söyleyiş yaygınlaştığından bunlardaki nisbet “î”leri kısa yazılır: “Ciddi, hususi, mimari, samimi” gibi.

c) Nisbet ekli kelimelere Türkçe ekler getirildiği zaman düzeltme işareti olduğu gibi kalır: “Asrîleşmek, millîleşmek, resmîleşmek” gibi.

3. Ayın ve Hemze

Arapça’daki ayın ve hemze seslerinin Türkçe’de bulunmaması sebebiyle dilimizde kullanılan ayın ve hemzeli kelimelerin hemen hemen tamamında bu sesler düşmüştür. Düşerken de kelime bünyesinde ya hiçbir iz kalmamış veya okuyuşlarda uzatmalara sebep olmuştur. Bu husus ayın ve hemzenin kelime bünyesindeki yerine göre değişmektedir:

a) Türkçede yaygın olarak kullanılan Arapça asıllı kelimelerin başındaki ‘ayın’ sesinin imlâ bakımından hiçbir değeri kalmamıştır: “Abd, acayip, âciz, âlem, âşık, işret” gibi.

b) Hemze ile başlayan Türkçeleşmiş kelimelerin ilk hecesindeki “ayın” ve “yâ” sesleri genellikle yazıda gösterilmez: “İcap, icar, icat, idam, ifa, ikaz, ilâm, ilân” gibi. Ancak, “iʿcaz, iʿlâ, iʿrab, iʿtizar, iʿzaz” gibi bazı istisnaları olduğu gibi bu yapıdaki kelimeler terim ise mutlaka (ʿ) veya (ʾ) ile yazmak gerekir.

c) İkinci, üçüncü hecelerdeki ayın ve hemze sesleri de genellikle yazıda gösterilmez: “Biat, cuma, mesele, mesut” gibi.

d) Kelime sonundaki ayın sesinin de ses bakımından bir değeri yoktur: “Bayi, cami, mısra, tevzi, zayi” gibi.

e) Sonu sessiz harfle biten tek heceli kelimelerde ortadaki ayın sesi kendinden önceki ünlüyü çift okutur: “Fiʿl à fiil; şiʿr à şiir; vaʿd à vaad, vaʿz à vaaz” vb. Ancak bunun bazı istisnaları vardır: “taʿn, naʿt” gibi.

Aynı yapıdaki hemzeli şu şekillerde ise hemze kısa “i” ünlüsüne dönüşmüştür: “Beʾs à beis; yeʾs à yeis” gibi.

f) Bazı kelimelerde ise ‘ayın’ ve ‘hemze’ sesleri yazılışta da korunmuştur: “Aʿlâm, baʿs, enʿâm, izʿan, Kurʾân, miʿrâc” gibi.

4. Sadasızlaşma (Sertleşme)

a) Kelime Sonunda

Türkçe’de kelime sonunda b, c, d sessizleri bulunmaz. Bilhassa dilimize Arapça ve Farsça’dan geçmiş kelimelerin sonunda bulunan bu harfler genellikle Türkçe’de sertleşerek “p, ç, t” seslerine dönüşürler: “Acayip, adet, ahbap, akrep, âsap, ashap, ayıp” gibi. Ancak terim niteliği taşıyan kelimelerde ise aslî sesler korunur: “Âdâb, mescid, şehid” gibi.

Aslı “d”li olan alıntıların yazılmasında “d”ler “t”ye dönüşür: Tereddüt etmek, murat etmek… Özel isimlerde kesme işareti kullanıldığı için Ahmet’i Mehmet’i şeklinde yazılır. Ancak söylenirken her iki halde de “t” değil “d” şeklinde söylenir. Aynı şekilde Recep’i, Sinop’u, Gaziantep’i, Zonguldak’ı yazılır, fakat “p”ler, “k”ler yumuşatılarak söylenir.

b) Hece Sonunda ve Kelime İçinde

Türkçe’de kelime içinde iki sert veya yumuşak sessiz harf yan yana bulunabilir. Normal olarak bir sert sessizin yanında bir yumuşak sessiz bulunmaz. Bu uyum dilimizde kullanılan yabancı kelimelerde de görülür ve kelime içinde yan yana bulunan iki sessiz harften sert olan, diğerini kendine benzetir: “Alehytar, iptilâ, miktar, taraftar, emektar, ithal, ıstırap, mahpus, teçhiz, iptal, meçhul, şüphe gibi. Ancak bu kuralın bazı istisnaları vardır: İptidâ, ictihad, ispat, mescid, müctehid, masdar, müsbet, mübtedî, nisbet, tesbih, tesbit” gibi.

5. Kelime ve Eklerin Yazılışı

a) Kelimelerin Yazılışı

Dil dendiğinde ilk akla gelen kelimelerdir. İmlânın en önemli sorunu kelimelerin doğru yazılmasıdır. Kelimelerin yanlış yazılmasının genel sebebi bilgisizliktir. Anlamı bilinmeyen ya da az kullanılan kelimelerin yazımında yanlışlık yapılabilir. Bu tür yanlışların önüne geçebilmek için imlâ kılavuzu ve sözlük kullanmak gerekir. Yanlış yazılımların bir başka sebebi de dikkatsizliktir. İfadelerin sadece anlam ve cümle kuruluşu bakımından doğru olması yeterli değildir. Her yazardan Türkçe’nin kurallarına uygun olarak yazması beklenir.

Kelimeler bazen çok ince anlam ve kullanım farklarıyla birbirinden ayrılırlar. Anlamlarının aynı olduğu sanılan kelimelerin çok defa kullanım yerleri farklıdır. Söz gelimi “baş-kafa-kelle” aynı anlamda görünürler fakat aynı yerlerde kullanılmazlar. İnsanın başı ağrır, fakat kafası kızar. “Yürek-kalp-gönül” de böyledir. Yüreksiz adam “korkak”, kalpsiz “merhametsiz”, gönülsüz ise “isteksiz” demektir. “Beş tane kapı” denir fakat “beş tane çocuk” denmez. “İki baş soğan” denir fakat “iki baş çocuk” denmez. Bu yüzden kelimelerin nüanslarına çok dikkat edip yerli yerinde kullanmak gerekir.

Yazarlar dikkatli olmak ve bir bakıma kelime avcılığı yapmak zorundadırlar. Kelimeleri yerli yerinde kullanma becerisi, zengin bir kelime hazinesine sahip olmaya bağlıdır. Bunun temeli de iyi bir eğitim ve çok kitap okumaktan geçmektedir.

b) Eklerin Yazılışı

Türkçede sert ve yumuşak şekilleri bulunan eklerin kelime tabanı ile birleşmesi kurallara bağlıdır. Sert sessizlerle biten kelimeler bu eklerin sert, ünlülerle veya yumuşak sessizlerle biten kelimeler ise bu eklerin yumuşak şekilleriyle kullanılır. Bazı eklerin yanlış kullanılması ise anlatım bozukluklarına yol açmaktadır.

6. Birleşik ve Ayrı Yazılan Kelimeler

 Türkçede kelimelerin bitişik veya ayrı yazılması imlânın önemli sorunlarındandır. Her ne kadar imlâ kılavuzlarında birleşik kelimelerin bitişik yazılması esası benimsenmişse de bu kuralın tam olarak uygulandığını söylemek güçtür. Meselâ birçok, birkaç gibi aynı yapıdaki bazı kelimeler bitişik yazılırken, pek çok, pek az gibi bazı kelimeler ayrı yazılmaktadır.

Kelimelerden en az biri, birleşme sırasında anlamını değiştirirse bu tür kelimeler bitişik yazılır. Ses ve vurgu bakımından kaynaşmış kelimelerin yanı sıra bitişik yazılması yaygınlaşmış kelimeler de bitişik yazılırlar. Kelimelerin unsurlarında birleşme sırasında anlam kayması olmazsa bu kelimeler ayrı yazılırlar.

a) Birleşik İsimler

Birleşik isimler genel olarak ayrı yazılır. Ancak her iki kelimesi de gerçek anlamlarının dışında kullanılmış olan birleşik isimler (açıkgöz, aslanağzı, atlıkarınca, devetabanı gibi), mevsim, yön ve çağ adları, “ev” kelimesi ile yapılan yapı ve kurum adları; rütbe adları, “baş” kelimesi ile meydana getirilen birleşik isimler; çok yaygın hale gelmiş olup ayrı yazılması herkesçe yadırganacak olan “ayakkabı, anayasa” gibi birleşik isimler bitişik yazılır.

b) Birleşik Fiiller

Birleşik fiiller de ayrı yazılır. Ancak Arapça’dan dilimize geçen tek heceli isimlerle yapılan “arzetmek, hissetmek, terketmek” gibi birleşik fiiller ve zarf-fiillerle yapılan “alıvermek, yapadurmak, düşeyazmak” gibi birleşik fiiller bitişik yazılır.

7. Soru Eki ve Bağlaçların Yazılışı

Soru Eki: Türkçede soru ekleri (mı / mi / mu / mü) eklendiği kelimenin son hecesine göre uyuma girer ve eklendiği kelimeden ayrı yazılır: Yaptınız mı? Gidecek mi? Olur mu? Gördünüz mü? gibi.

‘ki’ Bağlacı: “Belki, çünkü, halbuki, mademki, oysaki, sanki” gibi istisnaları bulunan ve uyuma girmeyen ki bağlacı ayrı yazılır: Bilmem ki, ne yapsam ki, öyle bir dert ki vb.

Ayrı yazılan ki bağlacına karşılık, aitlik anlamı taşıyan –ki, bağlaç olmadığı için bitişik yazılır: Elbisedeki, salondaki, yukarıdaki vb.

‘da / de’ Bağlacı: Cümlede aynı değerde iki unsur arasında ilgi kurar, ya da iki unsurdan biriyle ötekini pekiştirir. Daha anlaşılır bir ifade ile “dahi, bile” anlamına gelen ‘da / de’ bağlacı ayrı yazılır. Ancak ses bakımından ‘–da / –de’ ekine benzediği için çoğu zaman birbirine karıştırılır. Bunları birbirinden ayırmak için önce anlama bakmak gerekir. Ayrı yazılan ‘da / de’ bağlacı kaldırıldığı zaman cümlede bozukluk meydana gelmez. Bitişik yazılan ‘–da / -de’ ise cümlenin kuruluşunda rol oynayan önemli bir ektir. Ek kaldırılırsa cümlenin yapısı bozulur.

Bunlarla ilgili iki hususa da işaret etmek gerekir: a) Ayrı yazılan ‘da / de’ edatının hiçbir zaman ‘t’li biçimleri bulunmaz. b) Kesme işareti kullanmak ‘da / de’ edatını ayrı yazma anlamına gelmez. Her ikisinin de vurguları farklıdır, ‘da / de’ bağlacı vurgusuzdur, ek durumudaki ‘–da / -de’ ise vurguludur.

C) Rakam ve Tarihlerin Yazılışı

a) Yüzyıllar, kitap ciltleri, aynı adı taşıyan hükümdarlarda ve tarihî olaylarda sıra gösteren sayılar Romen rakamı ile yazılır: “Hicrî II. asır, XII. yüzyıl, II. cilt, Sultan I. Ahmed, Fransa’da II. Cumhuriyet dönemi” gibi.

b) Konusu rakamlarla ilgili olmayan anlatımlarda sayılar yazı ile yazılır: “İki hafta önce, ayın üçüncü günü, üç aydan beri, yedi kardeşten biri, ikinci sınıf, üç hadis rivayet etti, doksan iki yaşında öldü, üçü beşi hesap etmemek, iki adım önde olmak” gibi.

c) Saat, para birimi, ölçü, tartı, istatistik konularıyla ilgili sayılar rakamla yazılır: “Sabah saat 6.30’da, 100.000 lira, 10.000 dolar, 450 km., 10 ton, Çorum’un nüfusu 450.000 kadar, 100.000 kişilik ordu” gibi.

d) Büyük miktar belirten rakamların arasına okunuş kolaylığı sağlamak için nokta konur: “250.000, 700.000, 4.576.350, 70.234.125” gibi. Milyon ve daha sonrası küsüratsız sayılar için rakam ve yazı birlikte kullanılır: “2 milyon, 75 milyon, 270 milyon, 10 milyar” vb.

e) Ay ve gün adları tarih belirten bir terkip içinde büyük harfle yazılır: “Sınavlar 21 Haziran’da yapılacak, İstanbul 29 Mayıs 1453 Salı günü fethedildi, TBMM 23 Nisan 1923 Cuma günü açıldı” gibi. Belli bir tarih belirtmeyen ay ve gün adları ise küçük harfle yazılır: “Her yıl kasım ayı yağışlı geçer” örneğinde olduğu gibi kasım kelimesinin ilk harfi küçük yazılır.

f) Tarihlerde gün, ay ve yıl bildiren rakamların arasına nokta konur: 27.07.1998 vb. Eğer tarihler kelime halinde yazılmışsa aralarına hiçbir işaret konmaz: “28 Şubat 1997, 3 Rebîülâhir 1419” gibi.

g) Gün ve ay adlarının ilk harfi, yanlarında tarih belirten rakam bulunmadığı zaman küçük harfle yazılır: “Ahmet pazar günü telefon etti”, “Bütünleme sınavları haziran ayında yapılacak” gibi.

h) Rakamlar küçük sayı-büyük sayı sırasında olmak üzere sıfat tamlaması kalıbında ve büyük sayı-küçük sayı grubu kalıbında birleşikler meydana getirirler ve sıfat olarak kullanılıp önüne geldikleri nesnenin miktarını belirtirler: “Üç yüz, on milyon; yirmi üç, beş yüz yirmi beş” gibi.  Her iki grupta da sayı adı olan kelimeler ayrı yazılır.

D) Kesme İşaretinin Kullanımı

Kesme işareti anlam karışmasını önlemek üzere daha çok isimlere getirilen hal ve iyelik eklerini ayırmak için kullanılan bir işarettir. Meselâ İslâm’dan kelimesinde bu işaret özel isim ile eki birbirinden ayırmaktadır. Kesme işaretinin bulunduğu yere göre ismin doğru şekli tayin edilebilir.

Kesme işareti yanlış olarak “da / de” bağlacının ayrılmasında da kullanılmaktadır. Bu bağlaç zaten kelimelerden ayrı yazılır.

a) Kesme işareti özel isimlerden sonra gelen ekleri ayırmak için kullanılır. Özel isimlere -i, -e, -de, -den, -in, -le, -ce ekleri ile; -m, -miz, -n, -niz iyelik ekleri getirilince kesme işaretiyle ayırılır: “Ahmet’i, Enes’e, İstanbul’da, Türkiye’den, Osmanlılar’ca, Mahmut’un, Selim’le” gibi.

b) Özel isimlerden türetilen isim, fiil ve sıfatlarda kesme işareti kullanılmaz: “Türklük, Türkçü, İslâmlaşmak, Trabzonlu” gibi.

c) Özel isimlerden sonra gelen çoğul ekleri (-lar, -ler vb.) yapım eki gibi düşünüldüğü zaman kesme işaretiyle ayrılmaz: “Osmanlılar’da, Şiîler’in, Hanefîler’ce” gibi.

d) Tarihlerde rakamlardan sonra ekleri ayırmak için kesme işareti konur: “18 Mart 1916’da, 1988’den beri” gibi. Tarihlerin yazılışı sırasında yıl ve ay adı verilince ay adına getirilen iyelik eki kesme işaretiyle ayrılmaz: 1453  Mayısında (1453 Mayıs’ında değil).

e) Kurum ve kuruluş adlarına getirilen ekler de kesme işareti ile ayrılır: “Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı’ında, İslâm Araştırmaları Merkezi’nin” gibi.

f) Kısaltmalardan sonra da kesme işareti kullanılır: “AB’nin, DİA’dan, İSAM’dan, NATO’nun, TBMM’de” gibi.

g) Kitap, dergi, gazete adları ile şiir başlıkları ve makale adlarından sonra gelen ekler kesme işareti ile ayrılır: Türk Dil Kurumu’nun Türk Dili’ni, “Süleymaniye’de Bayram Sabahı”nda vb. Makale adları metin içinde tırnak içine alındığından, tırnak işareti kesme işareti yerini tutar, ayrıca kesme işareti konmaz.

h) Arapça’dan dilimize geçmiş bulunan cüz’î, Kur’an, mer’î, re’sen, te’vil; Eş‘arî, iş‘ar, iz‘an, meş‘ale, meş‘um, sun‘î, şer‘î, vak‘a, vüs‘at gibi terim / kelimeler kesmeli yazılıp kesmeli okunurlar. Ancak bu tür kelimelerin yaygınlık kazanmış olanlardan kesme kalkmıştır: defa, mesele, neşe, sanat, heyet gibi.